Çöküntü devirlerinde iki çeşit insan meydana çıkıyor. Namussuzlarla namuslular... İki tarafta da boğuşma büyük bir şiddetle, açıktan yürüyor. Hele önce vatandaş, sonra insan olunması gereken dehşetli sıralarda faziletle alçaklığın boğuşması kadar korkunç muharebe yok. Muharebede düşman karşıdadır. Üniformalıdır. Az da olsa, çok olsa da bir zaman sonra önemi kalmaz. Kaçarsın, kovalarsın... Anında ölenler, yaralananlar olur. Ama hep ileriye bakmanın bir rahatlığı vardır. Oysa esir bir şehirde dost kim, düşman kim, bilinmez!'
"Bir şey mi oldu? Ne var?"
"Hiç... Ben sizi seviyorum efendim.'
"Ne demek?"
"Sizi, yani Ayşe ile seni..."
"Bunu söylemek için mi bugün erken döndünüz?"
"Kafi bir sebep değil mi yoksa?"
Kâmil Bey bir kitapta okumuştu; kadın olsun erkek olsun, çoğunlukla yeni bir arkadaş bulmadıkça boşanmayı göze alamazmış!
Bırakmaya kalkışanlarda sezilen bir uçuş hazırlığı, bir kıyıcı hafiflik ki seyrine bile dayanmak zor!