Victor Hugo 1829 yılında yayımlandığı Bir İdam Mahkûmunun Son Günü adlı romanıyla idam cezasına taviz vermez bir tavırla karşı çıktı.
Kitabın ilk bölümü Önsöz ile başlayıp, bir trajedi komedisi ile devam etmesi, kısa kısa ve muazzam sözleriyle, ölüm cezasının ne denli yaşadığını anlatan, anlatırken birebir hissettiren çok özel bir kitap... Okurken kalem elimden hiç düşmedi. Altını çizdiğim satırlar, not aldığım her bir sayfası, öyle güzel bir kitaptı ki. Gerçekten daha önce böyle bir hayatın var oluşu beni çok düşündürüyor, ne zaman öleceğini bilmek ve o günün gelmesini beklemek olağanüstü bir şey...
(Kitaptan kısa bir alıntı)
Vasiyetimi yazdım.
Neye yarar? Ben pahalıya mal olan bir mahkûmum ve tüm mal varlığım masrafımı ancak karşılar.
Giyotin çok lüks bir idam aracı.
Geride bir anne, bir kadın ve bir çocuk bırakıyorum. Pembe yanakları, iri siyah gözleri, kestane rengi uzun saçlarıyla çok sevimli, üç yaşında narin bir kız. Son gördüğümde iki yıl bir aylıktı.
Böylece ölümümden sonra üç kadın oğulsuz, kocasız, babasız kalacak. Farklı türden üç öksüz; yasa açısından üç dul. Haklı olarak cezalandırıldığımı kabul ediyorum. Peki bu masumların suçu ne? Ne önemi var! Onurları lekeleniyor, felakete sürükleniyorlar: Bunun adı adalet.
Keyifli okumalar dilerim:)
Victor HugoBir İdam Mahkûmunun Son Günü