Chaucher’da da hasetli insanın özelliği olan bu çekiştirme ve yıkıcı eleştiriye birçok değinme vardır. Çekiştirmeyi, hasetli insanın başkalarının iyilik ve refahı karşısında duyduğu mutsuzluk ve bunların bozulmasından duyduğu sevincin bileşimi olarak tarif eder. Günahkâr davranışı temsil eden kişi, “komşusunu öven ama kötü niyetle övendir; çünkü her övgüsünden sonra ‘ama’ der ve komşusunu müstahak olmadığı bir biçimde suçlar. Ya da eğer bir kişi iyi kalpliyse ve iyi niyetli sözler söylüyorsa, çekiştirmeci onun bütün iyiliğini kendi kötü niyetine uygun olarak tersine çevirir. Ya da insanlar bir kişi hakkında iyi sözler söylediklerinde çekiştirmeci de onun iyi olduğunu söyleyecek ama ondan daha iyi olan başka birini gösterecek ve böylece onu aşağılamış olacaktır.
Anneyle hasetli ilişki aynı zamanda çok şiddetli bir Oidipus rekabetinde ortaya koyar kendini. Bu rekabetin asıl nedeni babaya duyulan sevgi değil, annenin babaya ve penisine sahip olmasıdır. Memeye duyulan haset böylece bütünüyle Oidipus durumuna aktarılır. Baba (ya da penisi) annenin bir eklentisine dönüşmüştür ve kız da bu yüzden annesini ondan yoksun bırakmak istemektedir. Böylece kızın daha sonra erkeklerle ilişkisinde yaşadığı her başarı, bir başka kadına karşı kazandığı bir zafer olur.
…
Öteki kadına karşı tavır da bu durumda şu sözlerle özetlenebilecektir: “Sen o harika memeye sahiptin ve onu benden esirgiyordun, ama ben hala onu senden çalmak istiyorum; bu yüzden çok değer verdiğin o penisi alıyorum senden”.
Şüphesiz, hüsran ve mutsuz deneyimler, her bireyin yaşamında belli ölçülerde haset ve nefretin gelişmesine yol açar; ama bu duyguların şiddeti ve kişilerin bunlarla baş etme yolları çok farklı olacaktır. Haz ve memnunluk yetisinin kişiden kişiye değişmesinin nedenlerinden biri de budur.
İç zenginlik ve kuvvet duygusuna yeterince sahip olmayan insanların cömertlik nöbetlerinden sonra çoğu zaman abartılı bir takdir ve şükran beklentisi içine girdikleri görülür.
Çocukken yeterince ağlamalarına izin verilmediği için yakınan yetişkinler de gördüm; kaygı ve gücenmelerini yeterince ifade etme (ve böylece rahatlama) imkânı bulamadıkları için hayıflanıyorlardı; ne saldırgan itkileri ne de depresif kaygıları bir çıkış yolu bulabilmişti.