Hopper’ın resimlerinin ilginç bir yanı vardır: İnsanların bir yerden bir yere giderken uğradıkları, eve hiç benzemeyen mekânlara odaklanıyor gibi görünseler de onlara bakan bizleri, o mekânlara değil de kendi içimizdeki önemli bir yere gönderirler. Durağanlığın ve kederin, ciddiyetin ve özgünlüğün egemen olduğu bir yerdir burası. Böylece Hopper resimleriyle kendimizi anımsamamıza yardımcı olur. İnsanın ‘kendini’ unutması mümkün müdür? Unuttuğumuz şey, gündelik yaşamla ilgili bilgiler değil, kendimizi iyi hissetmemizi ve güçlü olmamızı sağlayan içimizdeki o yerdir.
Çekici olmayan bir insanla birlikteyken sessizlik olduğunda sıkıcı olan karşınızdakidir. Çekici bir insanla birlikteyken sessizlik olduğunda ise sıkıcı olanın siz olduğuna emin olabilirsiniz.
Ateist ve teistler Onun ancak bizim üzerimizden yaşadığı konusunda hemfikir oldular. Onlara göre biz Onu terk ettiğimizde, O ölüyordu. İlk başlarda Tanrı’nın bedenine ait hücreler olmaktan dolayı onur duyduk ama sonraları aslında Onun kanseri olduğumuz anlaşıldı.
Tanrı son zamanlarda beklenmedik bir sorunla karşı karşıya: türümüz giderek akıllanıyor. Bir zamanlar kolayca hayranlık duyar, kemikle oynayıp şaşkın şaşkın ateşe bakarken, şimdi hayretin yerine denklemleri koyuyoruz. Eskiden yuttuğumuz numaraları şimdi çözer olduk. Fizik yasaları doğru yanıtları ön görmeye başladı, vakti zamanında bize sır olan entelektüel alanlar, şimdi daha iyi açıklamalar bayrağının altında bir bir toplanıyor. Öyle tuhaf ve karmaşık fizik teorilerine hakim olmaya başladık ki, onları anlamaya çalışırken Tanrı’nın tansiyonu yükseliyor.