#fundaokuyupyorımluyor
Gökyüzü ile yeryüzünün ortak kokusu...
"Benim olamazsın ama yine de kal.
Yanımda kalma ama içimde kal.
Hayatımda kalma ama bende kal
Gitme demiyorum ama kal."
Vücudumuzdaki organların çoğu çift yaratılmışken kalbin tek yaratılması tesadüf müdür?
Belki de kalbin tek oluşu, muhatabın bir tane olduğuna işarettir. Belki de kalbin arayışı bundandır. Kendisine karşılık gelebilecek titreşimini tamamlayabilecek bir frekans arar durur.
Burası “Yokluk Ülkesi” buradaki karakterlerin ismi yok. Adam ve kadın diye bahsediliyor. Bu bir hikaye, arınma, anlam bulma hikayesi.
Yokluk ülkesi diye tarif edilen yer ise aslında hepimizin hayatında bir kez olsun uğradığı o görünmez duygu hali. Birinin eksikliği, yarım kalmış bir konuşma, söylenememiş cümleler, geç kalınmış ihtimaller…
Kitap, yokluğu sadece fiziksel bir eksiklik olarak anlatmıyor. Bazen bir sandalyenin boş kalışı, bazen susan bir ses, bazen de yan yana dururken bile birbirine ulaşamayan insanlar üzerinden insanın içindeki kırılganlığı çok güçlü hissettiriyor. Özellikle “Hatırlamak iyileştirmez, unutmak kurtarmaz.” cümlesi kitabı tek başına anlamlandırmaya yetiyor.
Okurken gerçek ile hayal arasındaki çizginin silinmesi de çok etkileyiciydi. Çünkü insan bazen yaşadıklarından çok, yaşayamadıklarıyla yoruluyor. Belki de bu yüzden kitap yalnızca bir hikâyeden bahsetmeyip kayıplar, ihtimaller ve insan zihninin kendini koruma biçimi üzerine psikolojik bir yolculuk hissi veriyor.
Kitap, okuru iç dünyasıyla yüzleştiren, bir o kadar sakin, olaylar karmaşasına mahal vermeden ağır bir tempoda ilerliyor. Kişinin duygusuna dokunan karakter ile ilişki kuran bir anlatım tarzı var.
Psikolojik derinliği yüksek, güçlü tahlilleri ile ayrı bir tarzı yakalamış yazar. Karakterleri yaşatmıyor adeta sorguluyor, bütün