Üzülmek! Ki ne üzülmek...
Sevinmek! Ki ne sevinmek...
Nasıl bir su ki aşk, bakarken bile güzel, dinlerken bile güzel, dokununca güzel.
Nasıl da dalgalı, hırçın, buz gibi; kopkoyu bir mavi, yaklaşamazsın.
Nasıl da sakin, huzurlu, huzura çağıran, bağrına saklayan; incecik bir mavi, griye çalan.
Bazen de hepsini bir arada yaşatan, rengarenk bir gülümseme.
Ey aşk!
Nasıl da yeni doğmuş bir bebek gibisin, o kadar zorlayıcı ve o kadar masum, uykusuzluğa değecek gibisin.
Kendi içimi görmek gibisin.
İçimdeki tüm filizlere 'Can suyu' gibisin.
Gülşah'ı okudum, dinledim,
Şahin'i okudum, dinledim.
Gülşah'tan kendimi, Şahin'den kendimi,dinledim! Onayladım, reddettim, ağladım, heyecanla zıpladım...
İçimdeki tüm taşları denize fırlattım, attım! Filizlenen masum duygularım, ruhumdaki toprağa rahatça kök salsın diye.
Sevilmemiş bütün çocuklar için, kendi çocukluğumu herkesten çok sevdim!