Yunus, "ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm demişti yaklaşık bin yıl önce. Sokrates'in, insan olmanın temel koşulu olarak kabul ettiği "kendini tanı" mottosuna bu topraklarda verilen en şık karşılık olarak kazınmıştır hepimizin belleğine bu sözler. Ne demek istemiştir peki Yunus? Şöyle bir şey galiba... Nasıl göründüğümün ne öne mi var? Neye benzediğimin, bana nasıl seslenildiğinin? Beni ben yapan şey ne bedenimle ne de bedenimin fani ömrüyle sınırlı. Beden günü gelince eskiyip yok olacak olan bir elbi se nihayetinde. Aslolan öz... Ete kemiğe ihtiyaç duymadan ezelden ebede kadar var olacak olan, Yunus'u Yunus yapan, gözle görülmeyen şey. Şey işte, bir şey, başka türlü bir şey Yoksa ömür dediğimiz ne ki? Yine bu topraklarda Yunus Emre'den yaklaşık bin yıl sonra yaşamış baska bir dervis olan Mahzuni Şerif'in de dediği gibi. "... Aradım kendimi buldum, Bir Mahzuni Şerif oldum, Boşu boşuna..." Üstad bosu boşuna derken o kadar çok şey anlatır ki aslında, onun boşu boşunalığının doluluğu, sahte dolulukların boşunalı gından bin kat daha doludur, evladır, anlamlıdır.