“Evet, ağlayan bir erkek. Erkeğin gözleri yok mu? Erkeğin elleri, uzuvları, duyuları, düşünceleri, tutkuları yok mu? Kadının yediğiyle beslenmiyor mu o, kadını yaralayan silahlarla yaralanmıyor mu, kadını üşüten kış onu üşütmüyor mu, kadını ısıtan yaz onu da ısıtmıyor mu? Bir yerimize bir şey batırsanız, kanımız akmaz mı? Bizi gıdıklasanız, gülmez miyiz? Bizi zehirleseniz, ölmez miyiz? Ne diye erkek sessizce katlansın, asker gözyaşlarını gizlesin?”
“Evet dadıcığım, inanıyorum; ama benim için iyi olan nedir, bilmezsin ki sen! Bak, çocuğa hayat vermek yetmez benim için, ben ona ruhumu da vermek isterim.”
“Öyle dostum. Onun tek yükü var, benim üç; onunkini de ben taşıyorum üstelik! Ona ve çocuğuma bakmak zorunda olmasaydım, böyle askerliğe saplanır kalır mıydım sanıyorsun?”