– Demek istiyorum ki, insanın bir belası vardır: cehalet. Ben işte bu belanın yok edilmesi için oy verdim. Bu belayı doğuran krallığın. Krallık hatadan alınan otoritedir; bilimse gerçeklikten alınan otoritedir. İnsan ancak bilim tarafından idare edilmelidir.
– Ve de vicdan, diye ekledi Piskopos.
– O da aynı şeydir. Vicdan, bizde doğuştan bulunan bilgi miktarıdır.
– Ne hırsızlardan ne de katillerden korkmalıyız. Bunlar hep dış tehlikelerdir, küçük tehlikelerdir. Biz asıl kendimizden korkalım. Asıl hırsızlar batıl inançlardır; asıl katiller kötülüklerdir. En büyük tehlikeler bizim kendi içimizdekilerdir. Kafamızı ya da kesemizi tehdit eden tehlikelerin ne önemi var! Biz ruhumuzu tehdit eden tehlikelere bakalım.
– Bunun bu kadar canavarca olduğunu hiç tahmin etmezdim. Insanoğlunun yasalarını göremeyecek kadar tanrısal yasalara gömülüp kalmak hata olsa gerek. Ölüm ancak Tanrı’ya aittir. Ne hakla insanlar bu meçhul şeye el sürüyorlar?
Zamanla bu izlenimler hafifledi ve belki de büsbütün silindi. Ama Piskopos’un idamların yapıldığı meydandan geçmekten artık kaçınır olduğu fark edildi.