Bütün tutkunluklar vardı onda, ama hepsini kılıçla kesip attı. Vapur bacası gibi sigara içerdi; bir sabah kalktı, çift sürmek için tarlaya gitti; varıp çite dayandı, o dev gövde siyle, tütün kesesini çıkarıp işe koyulmadan önce bir si gara yakmak için elini hırsla kuşağının arasına soktu. Tü tün kesesini çekti, boş! Bez beze yapışmış; evde doldur mayı unutmuştu. Kızgınlığından köpükler saçarak ulu du; birden, bir sıçrayışta geri döndü, köye doğru koşma ya başladı; yani tutkunluk sarmıştı onu. Ama, öyle koşar ken, birden -insan sırdır derler ya- durdu, utandı, tütün kesesini çıkardı, dişleriyle bin parça yaptı ve kudurmuş- çasına ayaklarıyla çiğnedi. ‘Namussuz! Namussuz!’ diye uludu. ‘Orospu!’ O andan sonra da, bütün hayatı boyun ca, bir daha ağzına sigara koymadı... Erkekler böyle ya par, patron; hayırlı geceler!”
Her işimiz ters gittiği zaman, ruhumuzun karşı koyu- şu ve değeri olup olmadığını denememiz ne mutlu şeydir! İnsan; görünmez, sonsuz kuvveti olan bir düşmanın -buna bazıları Tanrı, bazılan da Şeytan der- bizi yıkmak için sal dırdığını, fakat bizim ayakta durduğumuzu sanır. Böylece de, içten her yenişimde, dıştan yenilmiş olsak bile, gerçek insan, söylenmeyen bir gurur ve sevinç duyar; dış mutsuz luk, daha yüksek, daha güç bir mutluluk halini alır.