Fatma yıldız

Fatma yıldız
Göktürk Kürşad
Kalesinde, kabuğunun içindeydi. Kendi kendineydi, kendisiyle de herkesten iyi geçiniyordu.
Sayfa 269 - cumhuriyet kitapları·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Yaşadığın kadar yaşamak, hiç yaşamamaktan iyi diyorum kendime. Altmış üç yaşındayım. Dönüp bakınca geriye altmış üç dakika kadar kısa gelir insana. Saatler dakikalar yaşarken uzun, geçip gittikten sonra kayıp zaman. Az yaşasan da çok yaşasan da silinip gider ardından.
Sayfa 237 - cumhuriyet kitapları·Kitabı okudu
Edebiyat
İnan bana, cesaret, dayanıklılık falan değil. Düşüne düşüne düşünmez oldum ölümü. Düşünmez de değil, bu kadar yakınıma gelince, gösterince bana kendini, alıştım, sizler gibi ürkütücü görmemeye başladım ölümü. Dedim, nesi var ürkülecek? Bir gün ölmeyecek olan kim? Başkalarından ayrılığın ne senin? Sen biliyorsun çok geçmeden öleceğini, başkaları henüz bilmiyor ! Bak şu sokaklara, sağından solundan geçenlere, içlerinden kimin ne gün öleceği belli mi ? Allah herkese gecinden versin, ama şu alanda gördüğün üç yüz kişi içinde, senden önce ölecek en az üç kişi dolaşıyor belki de... Yani ölüme git demek, bekle demek elinde değil kimsenin...
Sayfa 236 - cumhuriyet kitapları·Kitabı okudu
Edebiyat
Ne sevebiliyor, ne de sevilmeye yanaşıyordu...
Sayfa 228 - cumhuriyet kitapları·Kitabı okudu
Edebiyat
Fakirlik demek yalnızlık demekti. Kalabalık evlerinde bile bir bakıma yalnızdı onlar. Kardeşlik, ana-baba-evlat ilişkileri başka ölçülere göre kurulmuştu. Emeklemekten yürümeye geçtikleri yaştan başlayarak, ellerine kollarına güvenir olmuşlardı. Çocuk dört yaşında tütün dizmeye başlardı. Kardeşin kardeşe bağışlayacağı bir dilim ekmek artmazdı sofralarında. Şaşılacak şey, bu kadar sert, bu kadar amansız, kişiliği bencilliğe iten bu kadar acımasız yaşama koşulları içinde bile ,arada bir öfkelerine kapılarak kırıp dökmeleri değil, niye her gün her saat kırıp dökmedikleri, can yakmadıklarıydı onların.
Sayfa 199 - cumhuriyet kitapları·Kitabı okudu
Edebiyat