...
_ Eksik olma bey, ama sen bir de beni dinle. Sen yabancısın, biz kalıcıyız. Bu yıl geldin gidersin, biz yine hep beraber kalacağız arkanda. Sokakta, kahvede, köy yollarında burun buruna geleceğiz. Ben herkesin gözü kalsın istemem yediğim lokmada...
Herkes mi kötü yoksa ben mi kötüyüm, diye geçirdi aklından. Kötülükten o kadar uzak duyuyordu ki kendini , kötü olabileceğini düşünemiyordu bile. Gücü kuvveti neydi, neye yeterdi ki başkalarına kötülük edebilsin.
Sabaha çıkmak istemediğini duyuyordu. Bir sonu vardı insanın. İşte o sonun sabahla arasına girmesi ya da sabahın o sona kadar uzaması, o sondan önce ortalığın ağarmamasıydı istediği.
Ferit, Hasan Sakarya'ya karşılık verdi:
-Zeytinyağı, bir haftadır bir misli yükseldi bile...
Muammer parladı:
- Elbet yükselir. Nasıl olsa tüccarın eline geçti artık.
Kahrola kahrola içine çekti cigara dumanını:
-Canına yandımını, bizim de belimizi büken hep bu ya! Ürün bizim elimizde mi, dönüp yüzüne bakan yok! Bizim elimizden çıktıktan sonra tut artık tutabilirsen fiyatları.
Kasabadaki kahvelerden biri Halkçıların ise üçü Demokratlarındı. Umut Demokratlardaydı şimdi. Çünkü henüz kapalı duran avuçlarında ne tuttukları tam olarak bilinmiyordu. Bir gün avuçlarını açtıkları ya da açmak zorunda kaldıkları zaman, boş olduğu ya da avuçlarındaki şeyi her ne ise kendileri için sıkı sıkıya tuttukları anlaşılıncaya kadar, onlara bağlı kalacaktı umutlar. Sonra kapalı bir başka avuç uzatılacaktı önlerine.