İnsanın içi hiçbir şey olmamış gibi görünen günlerde çok yorulur, dışarıdan bakınca her şey yerli yerindedir ama içeride sessiz bir dağılma vardır, kimse görmez, kimse sormaz, hatta insan kendine sormaktan bile kaçınır. Garip bir ağırlık çöker, sebebi yok gibi durur ama etkisi derindir, sanki ruhun bir köşesi konuşmak ister de dili yoktur. Günler geçer, aynı yüzler, aynı yollar, aynı cümleler tekrar eder durur, ama içten içe bir şey eksilir, fark edilmeden, yavaş yavaş. İnsan bunu hemen anlamaz, çünkü eksilmek gürültüyle olmaz, sessiz ilerler, ta ki bir gün durup kendi içine baktığında o boşluğu hissedene kadar. İşte o an, gerçek yalnızlık başlar, kalabalıkların ortasında değil, doğrudan kendi içinde. Her dağılma bir son değildir, aynı zamanda bir başlangıç taşır içinde. İnsan kendini kaybetmeden bulamaz, bunu kabullenmek zordur ama gereklidir. Çünkü insanın en gerçek hali, her şey yolundayken değil, parçalandıktan sonra kendini nasıl topladığıyla ortaya çıkar. Ve bütün mesele budur, dağılmaktan korkmamak, çünkü insan ancak dağıldığında kim olduğunu anlayabilir.