Daha önce kitap okurken, yazarlarının nasıl oluyor da böyle güzel kitaplar yazabildiklerini, seneler geçse de kitapların, kitap raflarında neden yerlerini kaybedemediklerini, kitapların nasıl defalarca okunuyor olabildiklerini, her defasında nasıl ayrı ayrı tatlar verebildiklerini ve ilk kez okunuyor hissini nasıl oluyor da verebildiklerini düşünür dururdum. Siz de düşünmüşsünüzdür ya da merak etmişsinizdir; "Hangi eğitim onları böyle kalıcı kıldı, hangi yaşanmışlıkların sancıları bizleri böyle etkiledi? "diye. Çünkü ben de bir şeyler yazmak istiyordum. Hissettiklerimi, duygularımı kağıda geçirmek istiyordum. Arayış içerisindeydim.
Yazarların, otobiyografi ve biyografilerini incelemeye başladığımda bunların cevaplarını buldum nihayet. Yaşanmışlık dedim. Ancak yaşanmışlık güzel eserlerin ortaya çıkmasına gebe olabilir. Kime bakarsak bakalım. Şiir, Roman, Öykü... hangi türden olursa olsun bunun bir sürü örneği var karşımızda. Yaşar kemal, Sabahattin Ali, Cemal Süreya... Adını sayamadığım yerli ve yabancı bir sürü değerlerimiz var. Bizlere yaşamlarıyla hem ders vermişlerdir. Hem de yol gösterici olmuşlardır. İşte bunlardan biri de Knut Hamsun'dur.
Knut Hamsun(1859-1952): Yazar, Norveç'in kuzeyinde bulunan Gudbrandsdal'ın Lom kasabasında doğmuştur ve bahsi geçen bu kitabı yine Norveç'in Kristiania şehrinde kaleme almıştır. Kitap, Knut Hamsun'ın otobiyografisi niteliğindedir. Kitabı okurken yazarın nasıl çetin bir hayat yaşadığını, yeni yetme bir yazar olarak vermiş olduğu mücadeleyi, her şeye rağmen vazgeçmediğini, yaşadığı açlıkla nasıl psikolojik sorunlar geçirdiğini görmüş oluyoruz.
" Bahtımın hep kara oluşuna sebep neydi? Yaşamak, başkaları kadar benim de hakkım değil miydi? Yoksa omuzlarım mı yoktu bir devin omuzları gibi; iki kuvvetli kolum mu yoktu çalışmak için?