POLIS MEMURU (Telâș ve heyecan içinde, komiserin odasına girer): Kapıda general kılığında bir deli var komiserim!
KOMISER (Yerinden fırlar.): Eyvah! Akıl hastanesinden kaçıp da bir generali öldürmüş olmasın? Nereden anladın deli olduğunu?
POLIS MEMURU: Ifadesini aldım da komiserim.
KOMİSER: Ifadesinin neresinden anladın? Deli olduğunu itiraf mı etti?
POLIS MEMURU: Tam tersine komiserim. Ben durumundan şüphelenip biraz sıkıştırınca, akıl hastası olduğunu inkâr etti. Bir dergide okumuştum komiserim: Akıl hastaları bir türlü kabul etmezlermiş hasta olduklarını.
KOMISER: Adı neymiş?
POLIS MEMURU: General Gustav Schlick olduğunu ileri sürüyor komiserim.
KOMISER: Ifadesinin neresinden şüphelendin?
POLİS MEMURU: Karısını öldürdüğünü söylüyordu.
KOMISER: Bunda ne var şüphelenecek?
POLİS MEMURU: Karısını yıllardır her gün öldürdüğünü söyledi komiserim. Cinayeti ikiye ayırdı: O kısmını pek anlamadım. Bazı işkencelerden de bahsetti. Bunları yapacak bir insana benzemiyor. Hele bir cümlesi çok garip: Austerlitz savaşı sırasında, hayalinde karısını âşığıyla birlikte yakalamış ve ikisini de kafasında kurşuna dizmiş.
KOMISER: Kimin kafasında?
POLIS MEMURU: Kendi kafasında efendim. Bu yüzden kafatasında iki delik olduğunu ileri sürdü; fakat ben ısrar edince delikleri göstermedi, evde unuttuğunu söyledi.
KOMISER: Saçmalama.
POLIS MEMURU: Kendisi saçmaladı komiserim. Bu sözlerine inanırsam, daha başka itiraflarda bulunacağını söyledi.
Bu günlerde sözlerine inanacak yakın bir dost bulmakta güçlük çekiyormuş. İçimdekileri anlatabilecek birini bulsaydım, belki de bu cinayetleri işlemezdim, dedi. Yalnızlıktan bu duruma gelmiş.