Ayırdığı gazetelerden Turgut Uyar, Cemal Süreya, Edip Cansever hakkındaki haberleri kesti özenle. Kupürleri dosyaladı. Şairlerin popçular kadar ilgi uyandırdığı güzel günlerin gazeteleriydi bunlar. Şimdi bir şairin haber olması için en azından ölmesi gerekirdi.
Gecenin bir vakti, kemiklerin fosforlu parıldayışına, polis arabalarının kırmızı-mavi ışıkları karıştı. Gölgeler yırtık sinekliklerimize yapıştı. Kapımız gürültüyle çalındı sonra. Açtık, “ihbar var” dediler, girdiler içeri. Büyük ihtimalle bir mahalle sakini, farklı fraksiyonlardan öğrenci akrabalarımızın tartışmalarına kulak misafiri olmuştu. Kardeşimle benim dışımdaki herkesi, çok kalabalık bir aile olmak suçundan polis arabalarına bindirdiler.
Uzun pardösülü yaşlı bir sivil evi kolaçan etti. Adımı sordu, “Rewhat,” dedim. Kardeşine adını sordu, o da “Ruken,” dedi. Gözü masamın üzerindeki iskelete takıldı. “Bu da nesi?” dedi. “T-rex,” dedim. Etrafta yasaklı yayın arayan memura döndü “Bunlarda normal isimli kimse yok ha,” dedi, gülüştüler.
Çizer! Dinle beni… Herkes birinin geçmişinden bir hatıradır. Ama herkesin bir geleceği de vardır. Bazısı da benim gibi bir başkasının hatırası olmayı seçer ve orada kalır. Kötü olan, bir hatıra olmayı seçmişken bile unutulmaktır.