Havaalanında, sevdiği kız tarafından ırkçılığa maruz Kaldığı için intihar eden bir Kürt kardeşimizin acı haberini okudum. Üzüldüm. Sen de görmüş, sen de üzülmüşsündür diye üzüldüm.
Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi “Kürt de olsam” seviyordun sen beni.
90’larda sahnede bir Kürt olması nereden baksan tutarsızlıktı. Salon uğuldaştı, büyük usta tedirgin oldu. Tavşan yanında bir Kürt olunca zafer işaretini çağrıştıran kulaklarını eğdi. Güvercin “barış güvercini” gibi algılanmamak için şapkaya gömüldü. Sermet Erkin Adam kaybetme numarasını yapmaktan vazgeçti. Kürtler her gün farklı yollardan kaybediliyor da o vakit. Bu yollara bir de illüzyonu eklemek istemedi belki de.
Kader’in kardeşi avukatın bürosunda gözlerine inanamadığı bir vasiyete bakıyordu. Ablası seks işçiliği yaparak kazandığı bütün mal varlığını bir hayvan barınağına bırakmıştı. “Mına koduğum orospusu!” diye bağırdı.
•••••
Fluffy tüyleri taranmış, aşıları yapılmış ve uzun uzun sevilmiş vaziyette önüne yığılmış mama tasına gömdü kafasını. Barınağa bir güzellik, bir sıcaklık gelmişti. Kim bilir belki kaderin bir cilvesiydi.
Son cilvesi
Zengin yazarlardan oluşan Migros kasa önü gibi bir kitaplıkları vardı. Zaten zengin bir yazar olmanın yolu market kasasına yakın olmaktan geçiyordu artık.