Akışa kapıldığımızı nasıl anlarız?
Akışı içimizde nasıl oluşturabiliriz?
İş hayatında yaşanan akış anları, mesleki performansın optimum noktasıdır. Akış teorisi, aynı zamanda üstün performansın bilimidir. Bu anları çoğaltmak, mutluluğu azaltmadan başarıyı artırmanın harika bir yoludur.
Başarılı profesyoneller, akış duygusunu sık ve sistematik bir şekilde içlerinde yaratıp başarılarını sürekli büyütüyorlar. Peki, akışı yakalamanın kritik noktaları neler?
1. Uzun süreli odaklanma
Akış anı yoğun bir konsantrasyonla gelir. Yaratıcı dâhilere atfedilen dalgınlık ve tuhaflıkların çoğu, bu tutku dolu süreçte kendilerini kaybedercesine konsantre olmalarından kaynaklanır.
2. Zaman algısının kaybolması
Akış sırasında zaman algısı kaybolur. Sadece o anda yaşanır; geçmiş ve gelecek düşünülmez. Kişi saatin nasıl geçtiğini fark etmez.
3. Sınırları zorlayan beceriklilik hâli
Bir işi yaparken sınırlarını zorlamakla gelen beceriklilik durumu ortaya çıkar. Akış, sıkı bir çabayla kazanılmış bir becerinin şiirsel bir şekilde kullanılmasıdır. İçsel bir hazır oluş hâli, kendi sınırlarını zorlama ve yoğun odaklanmayla birleşerek akışı yaratır.
4. Sonuca değil sürece odaklanmak
Akış anında bilincin aşırı hesapçı olması, bilinçaltından gelen duygulara ket vurur. Aşırı mantıksal hesaplamalar ve sonuç odaklı zihin, akışın ritmini bozar.
5. Berrak bir görüş netliği
Akış anında, neyi nasıl yapacağını bilen, kendinden emin bir zihin hâli oluşur. Kafa karışıklığı kalmaz; kişi kendi içinde netleşir. Bu netlik, geçmişte yapılan antrenmanlarla sağlanır.
6. Anında geri bildirim
Masa tenisi oynar gibi, kişi yaptıklarının sonuçlarını anında algılar. Bugün yaptığının sonucunu bir yıl sonra gören biri akışa kapılamaz.
7. Bütünleşme hissi
Akış anında ego erir. Benlik, yapılan işle bütünleşir. Kişisel
Balıkların içinde yüzdükleri suyu algılamaması gibi, insanlar da çoğu kez içinde yaşadıkları zamanı unuturlar. Çoğunlukla geçmiş, şimdi ya da gelecek zaman merkezlerinden birine saplanıp kalırlar. Siz vaktinizi en çok hangi ‘zaman diliminde’ geçiriyorsunuz?
Haklarımıza bir hâkim gibi, dışarıdan ve yukarıdan bakıp, 360 derece görmeliyiz.
Savcı gibi sürekli suçlamak da, avukat gibi sürekli savunmak da saydıcıların yoludur.
Haklarımızı bir yargıç gibi objektif, kanıta dayalı ve mantıki metriklerle ölçersek, hem karın ağrılarımız azalır hem de hak ettiklerimizi alma oranımız artar.
Haklı olduğu kadar mücadeleci de olmak gerekir.
Hakkına dayanarak ağlamak, sadece bebeklerin sorunlarını çözer.
Sürekli sızlanmak, büyümemişlerin yoludur.