Gamze Budak

Gamze Budak
@GamzeBudak
+After all this time? -Always...
Puan vermedi·444 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
41 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2026 23:19
Aslında bir mekan değil bir sistem olan Tanrılar Okulu, gerçeği kontrol edenlerin kurduğu bir düzendir. Bir metafordur. Bilinç sistemidir. Gerçek dünyaya uyarlandığında ise uyuyanın ödüllendirildiği, sesi çıkanın deli olduğu bir düzendir. Uyananlar fiziki bir şekilde öldürmektense itibarsızlaştırırlar. O insan yalnızlaşır, dışlanır ve susturulmak istenir. Bu yüzden uyanan her kimse tekrardan uyumak ister. Peki kimdir bu gerçeği kontrol edenler? Tanrılar mı? Baktığınızda Tanrılar asalak bir varoluştan başka bir şey değildir. Kendi benlikleri yoktur. Rüyada yaşamaya alışkınlardır. Varoluşunun nedeni ise Dreamer’dır. Tanrılar okulundaki insanları, Lupelyanları ve sistemleri kullanmalarının tek sebebi Dreamer’ı güvenle uyutmaktır. Çünkü Dreamer uyanırsa tüm sistem çöker ve her şey hiçliğe döner. Bu yüzden insanların uyanmasını, düşünmesini ve okumasını istemezler. Çünkü uyanan her insan Dreamer’a bir tık daha yaklaşır. Belki de dreamer bir varlık ya da rüya değil varoluşu olan bir insandır. Bazı kitaplar sindirilmez, taşınır. O yüzden kitabı Oğuz Atay’ın şu sözüyle bitirmek istiyorum: “Yoruldum albayım.”
1000Kitap
Tanrılar OkuluStefano D'Anna · Sinedie Yayınları · 20155,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·208 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 01:22
Kitabın beni en çok etkileyen alıntısıyla başlamak istiyorum: “Hiç adet görmemiş ve erkekleri hiç tanımamış olan benim, hastalıklı bir rahimden ölüyor olmam çok garip.” Yeraltında kapalı kafeslerde yaşayan kırk kadın var ve neden orada olduklarını bilmiyorlar. Nasıl oraya geldiler ve orada olmalarının amacı ne, hiçbir fikirleri yok. Onları kontrol eden, yemeklerini veren ve bazen bazılarını seçip götüren bir erkek gardiyan vardır. İlk başta birden fazla gardiyan varmış gibi hissettirse de kitapta bizi muğlak bırakan yerlerden biri de budur. Aslında kadınların hayatında görünen tek bir erkek vardır. Bir gün bu erkek ölür. Kadınlar kapının açık olduğunu fark edip çıkmak isterler. Bazıları özgürlüğü deneyimlemek isteyip çıkmak isterken, bazıları ise korkudan esarete devam eder. Çıkanlar geri dönmekten korkar. İçeride kalanlar ise dışarıdaki bilinmezliğin korkusu içinde yaşar. Kafes onlara daha güvenli gelir. Dışarısı ise beklenildiği gibi bir yaşam alanı değildir. İnsanlık neredeyse yok olmak üzeredir. Onları bekleyen hazır bir hayat yoktur; her şeyi kendilerinin kurması gerekmektedir. Peki insanlığın olmadığı bir yeryüzünde ne yapmaları gerekir? Nereye gitmeliler? Gidecekleri yer bir yaşam alanı bulmalarını sağlayacak mı? Dışarıda hâlâ insanlık var mı? Tek doğurganlık kaynakları olan gardiyan öldüğüne göre, onları hamile bırakacak kimse yoktur. İnsanlığın devamı bu yüzden belirsizlik içinde kalır. Peki hepsi öldüğünde geride kim kalacak? Yalnızlık, esaret, özgürlük, feminizm ve var olma çabası gibi birçok konuyu ele alan Erkek Nedir Bilmezdim, bize kim olduğumuzu ve yaşama amacımızı yeniden düşündürüyor.
1000Kitap
I Who Have Never Known MenJacqueline Harpman · Vintage · 201950 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 4. kitabı
Hikâye, dışarıdan bakıldığında büyükannesiyle aynı evde yaşayan bir kız çocuğuyla başlar. Daha kitabın ilk sayfalarında aralarındaki soğukluk hissedilir. Bu mesafe; geçmişten beri süregelen aile sorunlarının, bastırılmış duyguların ve yüzleşilmeyen gerçeklerin bir sonucudur. Ev, yalnızca birlikte yaşanan bir mekân değil, gizlenmiş aile sırlarının da taşıyıcısıdır. Kitap yer yer fantastik bir atmosferle ilerler. Evde duyulan garip sesler, büyükannenin yaptığı büyüler ve bunların yarattığı huzursuzluk, zamanla dış dünyanın da dikkatini çeker. Gazeteciler evin etrafını sarar. Başıboş kalan ruhların bir sığınak gibi kullandığı bu ev, aynı anda hem kalabalık hem de tuhaf bir boşluk hissi barındırır. Bir yandan sıcak, bir yandan iliklere kadar işleyen bir soğukluk verir. Dışarıdan oldukça sağlam ve görkemli duran bu ev, aslında içten içe kimsenin fark etmediği bir kırılganlık taşır. İçeriden bakıldığında hissedilen şey, yavaş yavaş ilerleyen bir çürümedir. Üstelik bunu karanlık ve sert bir dille değil, sezdirerek yapar. Gürültüsüz, yavaş ve kaçınılmaz bir çözülme hâli… Tam da burada tahta kurdu hem metafora hem de gerçekliğe dönüşür. Bir anda ortaya çıkan bir yıkım değildir bu; yılların biriktirdiği, zamana yayılmış bir tahribattır. Sessizce ilerler, fark edilmez, ama durmadan kemirir. Okura fark ettirdiği şey ise yalnızca bir evin çürümesi değildir. Tahrip olanın aslında kimliğimiz, geçmişimiz ve yaşamlarımız olduğunu hissettirir. Hayatımıza dair bilmediğimiz gerçeklerin, saklı kalmış sırların bizde yarattığı görünmez tahribatı açığa çıkarır. Ve belki de en çok şunu düşündürür: Dışarıdan dimdik görünen hangi yapının içinde, sessizce ilerleyen bir tahta kurdu vardır?
1000Kitap
Tahta KurduLayla Martínez · Yan Pasaj Yayınevi · 2023366 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 5. kitabı
Hayatta hepimizin yaşadığı güçlü duygular ve herkesten sakladığımız gizli arzularımız vardır. Bu bazen bir pişmanlık, bazen yalnızlık, bazen de beğenilme arzusudur. Kendimizi etrafımızdaki insanlara rağmen yalnız hissedip buna yakınırız. Hayattaki şansımıza küseriz. Mutlu olarak başladığımız evliliklerde bile, değişen süreçlerle birlikte duygularımızı ve düşüncelerimizi arka plana itip farkında olmadan kendi mutsuzluğumuza sebep oluruz. Ya da kendimizi yeterince güzel bulmadığımız için içten içe bir aşağılanma duygusu taşırız. Peki ya bunların sorumlusu, farkında olmadan sergilediğimiz davranışlarımız ve bastırdığımız duygularımızsa… İşte tam bu noktada tek bir şeker mucizevi bir etki yaratır; insanlara göremedikleri gerçekleri gösterip hayatlarını düzeltme şansı sunar. Ama aynı anda, insanın açgözlülüğünü de gözler önüne serer. Hikâye hikâye ilerleyen bu kitapta, insanların gizli arzularını gerçekleştiren çeşitli geleneksel şekerlerin bulunduğu bir sihirli şeker dükkânı ortak payda olarak karşımıza çıkar. Oldukça masalsı anlatılan bu dükkân, bakıldığında aslında bir metafor niteliği taşır. İnsanların en çok ihtiyaç duyduğu anda ortaya çıkar ve kişinin en gizli arzularına, bastırdığı duygularına göre şekillenir. Şekerler oldukça işe yarar gibidir… Tabii kullanım şartlarına uyulduğu sürece. Aksi takdirde yan etkilerinden dükkân sorumlu tutulmaz. Tıpkı hayat gibi; bedelsiz hiçbir şey yoktur. Belki de bu yüzden, herkesin hayatında bir kez yolu o dükkâna düşer. Peki bu şeker dükkânı nasıl ortaya çıkmıştır? Onun cevabı ise kitabın derinliklerinde gizlidir.
1000Kitap
Sihirli Şeker DükkânıHiyoko Kurisu · Athica Yayınları · 2025434 okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2026 6. kitabı
1950’li yıllarda İran’da yayımlandıktan kısa bir süre sonra yasaklanan bu kitap, erkek egemen bir toplum içerisinde travmatize olmuş beş kadının yollarının bir bahçede kesişmesini anlatır. Bu bahçe; toplumun dar sınırlarından kaçan kadınların özgürce yaşayabildiği bir metafor mudur, yoksa ütopik bir toplum düzeni midir, tamamen okuyucuya bırakılmış bir alandır bana göre. Kitaptaki her kadın, İran’daki kadınların farklı bir yönünü temsil eder. Mehdokht; kendini buz gibi bir ağaç olarak betimleyen, bekâret ve namus baskıları yüzünden cinselliği reddeden bir kadındır. Binlerce tomurcuğunun rüzgârla savrulup yeşerdiği bir ağaç… Onun dönüşümü, kadın bedeni üzerindeki toplumsal tahakküme güçlü bir metafor sunar. Faize; yaşlandığını fark edip hâlâ evlenememiş olmasının baskısıyla hayatını erkek onayı üzerine kurmak zorunda hisseden, dindar ve geleneksel bir kadındır. Tecavüze uğradıktan sonra yaşadığı kırılma ile değişir. Toplumun kadın namusu üzerindeki değer yargıları arasında sıkışıp kalmıştır. Munis; sadece dış dünyayı görmek ve okumak için evden çıkıp birkaç gün sonra döndüğünde “namussuz” olarak nitelendirilir ve abisi tarafından öldürülür. Kitaptaki büyülü gerçeklik boyutunun en belirgin karakteridir; ölmesine rağmen dirilip yeni bir bilinçle var olmaya devam eder. Bayan Ferruhlika; kocası öldükten sonra kendine yeni bir hayat kurmaya çalışan varlıklı bir kadındır. Hayatını hep beğenilmek üzerine kurmuştur. Diğer dört kadının yolları da onun bahçesinde kesişir. Zerrinkülah; fuhuşa zorlanan bir kadındır. Hayatını erkek bedenlerinin adeta bir hapishanesinde geçirmiştir. Zamanla erkeklerin yüzlerini görmemeye başlar; tüm yüzler silikleşir, hepsi tek bir bedene dönüşür. Gerçek ile hayalin iç içe geçtiği, yer yer okumayı zorlaştıran metaforik diliyle Erkeksiz Kadınlar
1000Kitap
Erkeksiz KadınlarShahrnush Parsipur · Can Yayınları · 20242,150 okunma