‘…hepimiz annelerimizi içimizde bir delik gibi taşırız, büyük ya da küçük, ölü ya da diri, işte bu yüzden yaşayabilmek için bu delikleri doldurmaya çalışırız ya da annelerimizi reddederiz ama o zaman da -becerebildiğimizi düşündüğümüzde- özgürleşmenin suçluluğuyla yaşamak zorunda kalırız.’
Gözlerini göreyim ne olur! Kocaman koyu renk gözlerini! Soğuklar, evet, biliyorum! Ama onları görmeme izin ver, onların ta içine bakmama izin ver ki en derinlerde bir yerlerde benimle ilgili bir düşünce, küçük ama iyi bir düşünce var mı göreyim.
Uzun süre birlikte vakit geçiren insanların karşılıklı bağımlılık geliştirdiklerini düşünüyorum, bağlar insanları kısıtlayıp can
yaksa dahi güçlenir, bilhassa kopması zor olan ve derinin en ince olduğu yerleri, boynu ya da bilekleri acıtanlar.