"Öyle bir ağlasam
Öyle bir ağlasam çocuklar
Size hiç gözyaşı kalmasa.
Öyle bir aç kalsam
Öyle bir aç kalsam çocuklar
Size hiç açlık kalmasa.
Öyle bir ölsem
Öyle bir ölsem çocuklar
Size hiç ölüm kalmasa"
Yol problemi..
Yol eşit miydi zamanın hızla çarpımına bilmiyordu kadın. O, yolsuz bir zamanın içinde kaybolmuştu. Bir masası vardı gün batımının tam altında. Güneş her akşam masasında batardı. Kızıl bir sessizlik otururdu karşısına tam o sırada , sessizliğin sesi rüzgarın uğultusuna karışırdı. Bir çiçek olurdu mutlaka masasında,kokusu eski bir şarkıyı andıran.Mırıldanırdı kadın çiçek kokulu şarkıyı, gözleri batan guneşin boşluğuna dolarken, gözleri en çok böyle zamanlarda dolardı. Kahkahaları da vardı ,gözlerini kadehe boşaltıp,meze yapardı gülüşlerini gün batımlarına. Korkuları da vardı siyahı gecenin rengine karışan. Yıldızları sayardı her gece bıkmadan,bir dilek tutardı her kayan yıldıza.umutları vardı gözlerinden yeşil. Konuşmaktan çok susardı, suskunluğu konuşurdu kelimelerden daha derin. Yol eşit miydi zamanın hızla çarpımına bilmiyordu kadın. O, Zamanın dinginliğini taşıyordu gözlerinde. Acelesi yoktu, yolu seviyordu varacağı yerden daha çok. Yoluna çiçekler dikiyordu rengarenk. Çiçeklerinin kokusu karışırken dalgaların mavisine,gün batımının altındaki masasına gidiyordu her akşamüstü. Güneş yine masasında batıyor ve o zamanın yolsuzlugunda yine kayboluyordu...
"Yaşamak ne kadar çekilmez gelse de arasıra,
Bu görmek, bu sevmek, bu aziz sıcaklık tende.
Bu bir nimet, bu bir nimet, Elâgözlüm,
Bu yaşamak bir şiir, harikulâde.
Sen ki, saçından tırnağına kadar
Bir hürriyete bedelsin,
Bu ılık saçlar, bu gözler; fakat her şeyden önce
Yaşadığın için güzelsin."