İçimden bir ses, Marya İvanovna'yı yalnız bulacağımı söylüyordu.
Gerçekten de öyle oldu. Kapıyı o açtı ve kılıcımı bana verdi. Gözlerinden inci gibi yaşlar süzülüyordu:
" Elveda Pyotr Andreyiç! Biliyorsun ailem beni Orenburg'a gönderiyor. Allah izin verirse tekrar görüşürüz. Fakat eğer görüşemezsek... " dedi.
Bir anda hıçkırıklara boğulmuştu. Sözünü tamamlayamadı. Ona sarılıp bağrıma bastım:
" Elveda, benim küçük meleğim! Elveda sevgilim! Eğer bana birşey olursa, bil ki son nefesimde adını sayıklayacağım. Son duam, senin için olacaktır. " dedim.
Maşa, sürekli ağlıyordu. Onu öptüm ve yanından uzaklaştım.
" Peki, öyle olsun! Maşa'yı gönderelim. Yanlız, benim için boşuna yorulma, ben bir yere gitmem. Bu ihtiyar yaşımda senden ayrılıp da yabancılar arasında ölmektense.... Hayır, birlikte yaşadık, birlikte ölürüz! "
Uyanınca, Savelyiç'e seslendim. Fakat onun yerine Mafya İvanonva geldi. O yumuşak sesiyle beni selamladı. O an bütün benliğimi kaplayan tatlı duyguyu anlatamam.
Siz sanmayın ki, oruçta yanlız siz susar, siz acıkırsınız. Oruç da susar, oruç da acıkır. Çünkü oruçta canlıdır. Sizin gibi. Hatta sizden fazla. Yanlız insan orucu özlemez, oruç da insanı özler. Ramazan ayı gelince, sıla-ı rahm edenler gibi meleklerin bile önünde eğildiği insana koşar. Oruç insana acıkır ve koşar gelir...
Sezai Karakoç
O vermeden önce bunca şeyi bana Allâh neden verdi diye sormuyoruz! Bunları hak edecek ne yaptım allah verdi demiyoruz?
Am bizden alınınca ben bunu hak edecek ne yaptım ki diyoruz... Ona inanmaktan vazgeçiyoruz çünkü vazgeçmek kolay suçlamak kolay
Unutma ki o hala sana senden çok inanıyor ki nefes almaya devam ediyorsun.....
( Tiyatro / Bin Yıl - 20:38 )