Nerede o türküler yakılan aşıklar,
Dillere destan olmuş sevdalar nerede?
Uğruna şiirler yazılan efsanevi aşklar,
Kaybolmuş hayaller gibi, uzaklardalar...
Gözlerimiz var ama görmez olmuşuz,
Kulaklarımız var ama duymaz olmuşuz,
Dillerimiz var ama konuşmaz olmuşuz,
Kalplerimiz var ama sevemez olmuşuz.
Efsaneler gibi hapsolmuşuz hayallere,
"Acaba"larla yaşıyoruz, boş bir bekleyiş içinde zamanımızı harcıyoruz...
Yarım kalmak ne demekmiş, şimdi anladım,
Bir boşluk, bir eksiklik, içimde derin bir yar'a.
"Yel essin, kokun gelsin" derlerdi eskiler,
Yeller esiyor ama ne kokun geliyor, ne de içim de ki yangını söndürüyor,
Aksine yel estikçe yüreğimin ateşi daha da alevleniyor sanki.
Yargılamak ne kadar kolay, değil mi azizim?
Oysa ben sevgiyi böyle bilmedim,
İnsanlığı böyle görmedim.
"İnsan insan" derler, peki insanlık nedir, bildin mi sen?
Neşet Ertaş'ın o derin sözü yankılanıyor kulaklarımda:
"Kalpten kalbe bir yol vardır, göz ile görülmez sırdır..."
O türkünün mısrasın da sırra erişmemti niyeniyetim
Arzu'nun Kamber'e yazdığı:
"Ben oldum faniye abat,
halim oldu çok berbat,
Ateş olmay başladı gönlüm,
susmaya başladı dilim.
Zannederim ki çaresiz kaldım,
ben bu aşkı nereden aldım..."
İşte ben de buralardayım Behzat,