“Ey benim şahım,hayatımı bağışladın ama karşılığında hikayelerimi çaldın benden.Oysa ben sadece hikayelerde yaşayabilirdim.Şimdi onlar tükendi ve benim hikayem de sona erdi.”
“Şehrazad’ın Ölümü”adlı eserden alıntılanan bu sözlerle başlayan kitap,aslında 324 sayfa boyunca okuyup anlamaya çalıştığım bu trajik ve gizemli olaylar bütününü 3 cümleye muhteşem şekilde sığdırarak daha ilk sayfada her şeyi özetlemiş.Kitabın birinci sayfasında Ahmet’in uyandığında izlediği mor tavşanlar ile kitabın yirmi altıncı bölümünde Mehmet’in gördüğünü iddia ettiği mor tavşanlar maalesef benim anlamakta direndiğim bu hikayenin ilk ipucu oldu.Arzu’nun cinayete kurban gittiğini evindeki yardımcının telefonla bildirmesi üzerine ne hissetmesi,ne yapması gerektiğini bilmeyen;kitapların işlediği temaya göre ayrı odalarının olduğu evinde cinayet odasına giderek cinayet temalı bir kitap okumak istemiş ve cinayet romanlarına dair yaptığı eleştiri de bende bir farkındalık yaratmıştır.”Çünkü bu kitaplarda her cinayetin bir sebebi vardı.Ya aşk,ya kıskançlık,ya soygun,ya rekabet…Suç motifini bilmeden okuyacağım kitapların pek faydası olmazdı bana.Kitapların hepsi kurbanı değil,katili anlatıyordu.Daha doğrusu kurbanı öldürülme anından önce anlatıyor,sonra katile ya da kimin yaptığını bulmaya çalışan insanlara yoğunlaşıyordu.Bense sadece kurbanı biliyordum”
Evine gelen gazeteci kızın adı kitabın sonundaki mahkeme kararından öğrenmemiz ve bu kıza olay boyunca bir isim vermeyişi,onu kadınlığın anonim bir sembolü olarak algıladığının göstergesidir.Öte yandan kitabın başlarında çok da önem vermediğimiz yardımcı kadın Hatice’nin oğlu Muharrem karakteri kitabın sonunda bütün sadeliği ve önemi ile karşımızda durmaktadır.Ara rollerde bulan bakkal ve Hatice’nin evin ısınması,mutfağa giren yiyecekler gibi