"Yığınla bilginin getirdiği bir zenginliğim var" diyordum. Oysa kimsenin bir şey istediği, beklediği yoktu benden. Yaşam öylesine dolu görünmüştü ki bana; yaşamın sonu gelmez isteklerini karşılamaya hazır olabilmek için bütün benliğimi vermeyi göze almıştım. Oysa, yaşam denilen şey bomboştu; beni soran, benden bir şeyler isteyen bir tek ses yükselmemişti. Bütün dünyayı omuzlarımda taşıyacak denli güçlü duyuyordum kendimi; oysa taşınacak bir tek çakıl taşı bile çıkmamıştı karşıma. Düş kırıklığımın sınırı yoktu; acıydı çok: "Ben, yapabileceklerimden çok daha fazlasıyım!" Ünü ve mutluluğu gözden çıkarmak yetmemişti; yaşamımın yararlı, verimli olmasını bile istemez olmuştum. Artık hiçbir şey istemez olmuştum! "Varolmanın kısırlığı" dersini belliyordum.