Atalay Özer

Atalay Özer
Noldu merak mı ettin? Aynen ben de merak ediyorum.
İngilizce Öğretmeni
Üniversite
İstanbul
İstanbul
83 okur puanı
Ağustos 2018 tarihinde katıldı
9/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2018 2. kitabı
George Orwell'ın "Hayvan Çiftliği" eseri, benim gözlemlerime göre, sadece bir hayvan hikayesi olmanın ötesinde, derin siyasi ve toplumsal eleştiriler barındıran bir başyapıttır. Kitap, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin politik atmosferini ve baskıcı rejimlerin doğasını anlamamıza yardımcı olur. Orwell, bu eserinde, iktidarın çürütücü etkisini ve idealist başlangıçların nasıl zamanla yozlaşabileceğini masalsı bir anlatımla gözler önüne serer. Kitap, hayvanların insan çiftlik sahibine karşı başlattığı bir isyanı ve sonrasında kurdukları özgür ve eşitlikçi toplumu anlatır. Ancak bu özgür dünya, zamanla iki domuz karakteri, Napoleon ve Snowball'un liderlik mücadelesine ve iktidar hırsına yenik düşer. Napoleon'un totaliter yönetimi altında, "Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir" mottosu, yeni düzenin adaletsizliğini ve çarpıklığını ortaya koyar. Özellikle Napoleon karakteri, iktidarın kirliliğini ve bireyin özgürlüğünü nasıl yok edebileceğinin somut bir örneği olarak karşımıza çıkar. Orwell, Napoleon aracılığıyla, iktidarın nasıl kişisel çıkarlar için kullanılabileceğini ve toplumun daha geniş çıkarlarının nasıl göz ardı edilebileceğini gösterir. Kitabın diğer karakterleri de, farklı insan tiplerini ve toplumsal davranışları temsil eder. Örneğin, Boxer'ın çalışkanlığı ve sadakati, insanların nasıl kolayca sömürülebileceğini ve iyi niyetlerinin nasıl suistimal edilebileceğini yansıtır. "Hayvan Çiftliği", Orwell'ın gözlem yeteneğinin ve derin politik anlayışının bir kanıtıdır. Kitap, okuyucusuna sadece geçmiş bir dönemi değil, aynı zamanda bugünün ve geleceğin politik ve toplumsal sorunlarını da düşündürür. Orwell, bu eseriyle bize, eğer düşünmüyor ve sorgulamıyorsak, özgür olamayacağımızı hatırlatır. Bu nedenle, "Hayvan Çiftliği" sadece
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,1bin okunma
Reklam
8/10
·192 syf.··
2024 3. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2024 22:33
James Weldon Johnson'ın "The Autobiography of an Ex-Colored Man", Amerikan edebiyatında bir dönüm noktası olarak kabul edilen, kendi döneminin sosyal ve ırksal gerçekliklerine ışık tutan bir eserdir. Roman, birinci şahıs anlatıcı tarafından, bir Afro-Amerikan'ın gözünden Amerikan toplumunda yaşadığı deneyimleri ve duygusal çalkantıları samimi bir dille aktarır. Yazarın da bahsettiği gibi kendisinin ait olmadığı bir toplumun izleyicisi gibidir. Üç sınıf Afro-Amerikalı tanımlar. İlk Sınıf - Çaresizler Sınıfı: Bu grup, toplumun en alt tabakasını oluşturur. Orman ve reçine kamplarında çalışanlar, eski mahkûmlar ve barlarda takılanlar bu gruba dahildir. Bu insanlar, beyazlara karşı içten içe bir öfke beslerler ve hayata çok düşük bir değer atfederler. Onlar için medeniyetin gerekliliklerine uymak, zoraki bir eğitim sürecine benzer. İkinci Sınıf - Hizmetkarlar Sınıfı: Bu grup, beyazlara ev hizmetleri veren kişilerden oluşur. Hizmetçiler, çamaşırcılar, garsonlar, aşçılar ve koçmanlar bu kategoriye girer. Genellikle sadık, iyi kalpli ve dindar insanlardır. Ahlaki açıdan çok karmaşık düşünmezler ve beyazlarla olan ilişkilerinde genellikle az çatışma yaşarlar. Üçüncü Sınıf - Bağımsız İşçi ve Eğitimli Renkliler: Bu grup, kendi işlerini yapan ve iyi eğitim almış renkli insanlardan oluşur. İlginç bir şekilde, beyazlarla ilişkileri açısından ilk gruptakiler kadar uzakta dururlar. Bu insanlar kendi içlerinde bir dünya oluşturur ve eğitim, kültür ve maddi durumlarını yükselterek beyaz komşularından ayrılırlar. Romanın anlatıcısı, ırkının belirsizliği sayesinde hem siyah hem de beyaz topluluklar arasında geçiş yapabilen, karma bir ırka sahip bir adamdır. Bu özelliği, ona Amerikan toplumunun her iki yüzünü de görebilme ve değerlendirebilme fırsatı verir. Yazar, anlatıcının gözünden
The Autobiography of an Ex-Colored ManJames Weldon Johnson · Penguin Books · 19901 okunma
7/10
·172 syf.··
2023 11. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2023 19:13
Kitap İngilizce olduğu için ve sosyoloji alanında ve eski bir kitap olduğu için bir tık zorlandım. Ama kitabın demek istediği şeyleri ve aktarılması gereken şeyleri anladığımı düşünüyorum. Öncelikle kitap size Afro-Amerikan bir toplumun psikolojisinin nasıl olabileceğini göstererek başlıyor. "Hiçbir şey bilmiyorsunuz. Kendi kültürünüz var ve inandığınız bambaşka tanrılar var. Yunan kültüründen gelen 2000 yıllık bir kültürün devamı olan bir kültür, Hristiyanlıkla süslenmiş ve bir şekil almış ve sizi zorla alıkoyuyorlar. Benliğinize ve kültürünüze saygı duymuyorlar sizden faydalanıyorlar. İnandığınız tanrıların sizi bu duruma getiren tanrıları suçluyorsunuz belki de. Afrika'dan gelmiş kültürlerinizi de zamanla unutuyorsunuz. Kendi benliğini kültürünü tanımayan bir nesil oluşuyor. Ve bu esnada 2000 yıllık tarih kültür inanç sistemi karşınıza çıkıyor. O kültüre maruz kalsanız da o kültüre kabul edilmiyorsunuz uzun bir süre. Hiçsiniz yoksunuz bir toprak sahibinin ücretsiz işçileri hatta onların kölelerisiniz. Yüzyıllar sizi buna alıştırmıştır ve aşağı bir ırk, aşağı bir sınıf olduğunuzu kabul eder ya da kabul etmeye zorunlu hale gelmişsinizdir. Kendi başına ne yapacağını bilmeyen sadece pamuk yetiştirmeyi bilen beden gücünden ibaretsiniz. Ve ansızın gelir ve derler ki artık özgürsünüz. Kendinize ait kültürün kalıntıları çok azdır ve siz Beyaz toplumun kültürünü benimsemek zorunda kalırsınız. Adapte olmak. Ve onların gözünden kendinize bakarken "double-consciousness" durumunu yaşarsınız. Kendi gözünüzden bakmaya çalışırken bile aslında beyaz toplumun size verdiği görüş ile bakarsınız. İç çatışmanız yüksektir. Kölelik ismi değişir ve yerini çalışmaya mahkum işçiler -ki bunlar çok düşük ücrete çalışacak işçilerdir- olmuşsunuzdur. Kitap da zaten önce bu durumu fark ettirmek
The Souls of Black FolkW. E. B. Du Bois · CreateSpace Independent Publishing Platform · 201410 okunma
6/10
·63 syf.··
2023 9. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2023 10:08
Savaşın ardından ölülerin alınıp gömülmesine izin vermeyen bir krallığın üstüne yalvaran-yakaran annelerin ve Adrastos'un talebini geri çevirmeyen Theseus'u anlatıyor. Konunun bu kadar basit olmasının yanısıra toplumu inceleyen yapısı ve demokrasi-tiran karşılaştırmasının gösterildiği bir eser. Aynı zamanda Antik Yunan Tiyatrosunda savaşı eleştiren bir yapıt. Demokrasiyle ilgili avantajlar ve dezavantajların da verildiği bir eser. Tatmin edici seviyede sürükleyici değil kitap. İşte söylediklerimi destekleyen birkaç alıntıyı burada paylaşıyorum. "Savaş halkın oyuna sunulduğunda, kimse kendi felaketini düşünmüyor, hatta felaketin ötekileri vuracağına inanıyor." s:20 "Yurttaşlar üç kısımdır: zenginler, işe yaramaz olanlar ve daima daha fazlasını isteyenler. Hiçbir şeyi olmayan ve yaşam kaynağı eksik olanlar ise dehşetle kıskançlığa daha fazla pay verdiklerinden, sahip oldukları meydana kötü şeyler atıp, değersiz yöneticilerin dilleriyle tuzağa düşerler." s:10 "Şehri yıktın, gençlerle birlikte savaşa girdiğinden, onlar ki, onurlandırılınca, savaşlara sevinirler, adaletsizce çoğalırlar, yurttaşları yıkıma götürdükten sonra da, biri önder olmak için, diğeri gücü ele geçirip, kibirlenmek için, bir diğeri de çıkar için başa gelmeye çalışır, halkın ne zarara uğrayacağını düşünmeden." s:11
YakarıcılarEuripides · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2011633 okunma
7/10
·102 syf.··
2023 8. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2023 10:41
Cehaletin ve törenin nasıl toplumsal bir yılana dönüşüp bir çocuğa anasını öldürttüğünü anlatan bir yapım. Trajik bir öykü. Acı bir gerçeği suratımıza vuruyorlar. Dizilere konu olan bir kitap aslında. Benzerini çok görüyoruz. Maalesef ki çok da duyduk. "kanı yerde kalmasıncılar" - "güzel olduğu için herkesle yatıyordurcular" Toplumun kötülüğünün, masumiyete nasıl çöktüğünü 9 yaşındaki "Hasan" üzerinden görüyoruz. Toplum bir şeyi çok kez tekrar ederse gerçeklik ve kurgu bir araya karışır ve kişi o şeyi yapması gerektiğine inanır. Olan olur.. "Hasan" o kadar boşluğa düşmüştür ki Esme annesi hakkında söylenen bir şey olmadığında dahi bir şeyleri duymayı daha çok arzulamış ve tek gündemi bu mesele olmuştur. Toplumsal Cinayet.. bu kitap bana Gabriel Garcia Marquez'in "Kırmızı Pazartesi" kitabını hatırlattı.
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028bin okunma
Reklam