Silmarillion, bambaşka bir zamanda, bambaşka bir seviyedeki iyilerin temsilcileri ile kötülüğün tiryakileri arasındaki o kıran kırana mücadeleyi, tüm çağların en güzel ürünü Silmarillerin uğruna dökülen kanları, alınan canları, bozulan dünyayı ele alan, pusulasını "Önce Eru vardı, Tek olan, Iluvatar derlerdi Arda'da adına." şeklinde okuyucuyu içine hapsedecek şekilde oluşturmuş, oldukça detaylı, bir o kadar sağlam dil ve üsluba sahip, yüksek edebiyat ürünü bir mitolojik eser.
Temel gücü ve albenisi ile, dağlara doğru uzanan fantastik öğeleri ile, Fantastik Edebiyat'ın büyük boşluğunu neredeyse tek başına doldurmuş Tolkien’in, yaklaşık tüm öykülerinin demirbaş konusu olan fantastik kavramını işleyişi ve bu kavramı bendinden sıyırıp tıpkı somut gerçekler gibi yalın bir tavırla ele alışıyla okuru sarıp sarmalayan ve her ne kadar kalın olsa bile Tolkien Evreni'nin meraklıları tarafından her zaman başvurma gereği duyulacak bir başucu kitabı niteliğinde kocaman bir zihnin, olağandışı hayal ve düşünme gücünün çok kıymetli bir ürünü.
Ben Silmarillion'dan önce sadece Yüzüklerin Efendisi serisini okumuş olsam da, diğer okurların sıralama için yorumları Hobbit, Yüzüklerin Efendisi ve Silmarillion yönünde. Çünkü kitabımız Silmarillion; Hobbit ve Yüzük serisindeki olayların geçtiği 3. Çağdan önceki çağları, bu çağlarda geçen cömert bir hayal gücü ve zekayla beslenmiş olayları anlatıyor. Kısacası Yüzüklerin Efendisi'nde gördüğümüz olayların, mesela Sauron'un neden kötü olduğunu, Sauron'un yanında oyuncak kaldığı Melkor'un ne kadar kötü olabileceğini, Gandalf, Saruman gibi İstarilerin nasıl yaratıldığını, Valar'ın - Maiar'ın , Eru'nun kim ve ne olduğunu, Ak Ağaç'ın oluşumu, Elflerin, İnsanların, Cücelerin geçmişini, yaratılışını, hepsinden önce Orta Dünya'nın, Güneş'in, Ay'ın,