....Zeyd’in babası Harise, evlad ateşiyle yanıp tutuşuyor, diyar diyar dolaşarak oğlunu arıyordu. Yemen’den çeşitli ülkelere giden akrabalarına ve tanıdıklarına sıkı sıkı tenbîh ederek, oğlu Zeyd’den bir haber getirmelerini istiyor, şiirler söyleyerek, gözyaşı döküyordu.
Oğluna olan hasretini dile getiren şiiri aşağıdadır:
Ağladım Zeyd’ime bilmem ne yaptı?
Sağ mı yoksa ona ecel mi çarptı?
Sorma ey gönül beyhude onu!
Bilemezsin mezarı ya ova, ya sarptı.
Zeydim, yavrum!
gidenin geri döneceğini bilsem âh!
Senden başkasının dönmesini istemem vallah!
Anarım esince rüzgâr,
nerede bir çocuk görsem;
onu,
Ve doğarken güneş hatırlatıyor seni her sabah.
Feryad,
ciğerparem için binlerce
feryâd!
Binerek hayvanıma ararım, hâlim olsa da berbâd.
Ben ve bineğim bilmeyiz ne usanmak ne bıkmak.
İhtimalken oğlum bulunup karşıma çıkmak. Ne kadar ümid insanı aldatsa da o fânidir nihâyet,
Oğullarım! Kays, Amr, Yezîd, Cebel;
Zeydim size emânet.
Neticede, İslâmiyetin gelmesinden bir süre sonra Benî Kelb kabilesinden Kâ’be’yi ziyârete gelenlerden bazıları Hazreti Zeyd’i görerek tanımışlar,
Hazreti Zeyd onlara:
“Ailemin benim için feryâd figan edeceğini bilirim, şu beyitleri onlara ulaştırın” diyerek aşağıdaki şiiri yazıp vermiştir:
Yanıyor yüreğim uzağım ben yuvamdan Komşuyum Kâ’be’ye uzaksam da anam-babamdan
Üzüntünüz sakın kalbinizi yakmasın.