Son on-yirmi yıldır psikanaliz alanında yeni patolojilerin ortaya çıkışına tanık olmaktayız; bunun nedeni, basitçe, dünyanın değişmesi, insan ilişkilerinin dönüşmesi ve bizlerin de farklı biçimlerde, yeni biçimler altında acı çekiyor olmamızdır.
Büyük patolojik kategoriler (nevroz, psikoz ve sapkınlık geçerli kalsa da, bunlar artık o kadar belirgin, tanımlanabilir değildir. Depresyon ve doğal sonucu olan rahatsızlıklar, kendini sevme güçlüğü artık sahnenin ön planındadır. Herkesin kendine kapandığı bir dünyada, mantıksal olarak, narsistik yaralar ortaya çıkmaktadır. Karşısındakini kullanarak sürekli kişisel tatmin arayışı günümüzde bireyler arasındaki ilişkilerin parçasıdır. Bilinçdışımızın ifadeleri (sürçme, özel adların unutulması, vs.) 1901 yılında Freud'un yazdığı Gündelik Yaşamın Psikopatolojisi'nin çok ötesine uzanmaktadır; gündelik yaşamımızda düzenli olarak "kaçırdığımız" bütün manipülasyonları da buna dahil edebiliriz. Dil örneğini ele alalım: Olumsuz soru biçimi kullanımının (örneğin, "bu akşam çıkmak istemiyor musun?") bir sürçme olduğunu söyleyemeyiz; bu soruyu soran bir cevaba yöneltmektedir ve tıpkı diğer eksik edimlerimiz gibi bilinçdışı bir arzunun ifadesidir.