Seni özlediğim şehirdeyim, Sevgilim.
Fersah fersah uzağında olduğun bu şehirde
nasıl bu kadar varsın, anlat bana.
Hiçbir sokağı sıradanlığın ötesine geçmeyen bu sokaklarda,
ara ara yeşillenmeye heves eden ağaçların rüzgârla savruluşuna
aşk diye anlam yükleyişimin aslında aşk olmadığını söyle bana.
Bütün bu gürültülü insan telaşlarının bile
bir anda susup içimdeki seni duyabildiği anları anlat bana.
Senin şehrindeyim, Sevgilim.
Tüm özlemlerime rağmen,
denizine de dağlarına da kavuşamadığım bir sokak gibiyim:
Dingin… huzurlu… özlem dolu.
Bir adım ötemde dalgaların sesi,
birkaç adım uzağımda dağların yeşili,
ve değişmiş dünyama rağmen hep aynı kalan o mavi gökyüzü…
Senin şehrindeyim, Sevgilim.
Belki de zamansız bir anda
aynı yöne doğru yürüdük bugün.
Sen, karşı kaldırıma geçerken
bir sağa bir sola bakarken
gözlerin beni anımsadı belki:
“Şimdi nerededir?” diye içinden geçirdin kim bilir.
Belki de bu şehre,
ben gittikten sonra geleceksin.
Şu kahvemi yudumladığım masaya oturup