Kitabımız Rowenan'ın annesinin intikamını almak için bir suikastçı akademisine girmesini konu alıyor.
Öncelikle söylemeliyim ki kitabı hiç beğenmedim.
Yani yazarın daha önce kitabın okumuş, konusunu, evrenini beğenmiş ama yazımını,işleyişini yetersiz bulmuştum. Bu kitap ondan bin kat daha kötü işlenmişti.
Dili aşırı basit, çok kolay okunuyor ki bu benim için bir sorun değil. Hatta yarım bırakmamamı sağlayan şey de bu oldu. Kitabı bir an önce bitmesi için okudum çünkü.
Bir kere kitabın kesinlikle yaş sınırına ihtiyacı var. Ben baktığımda yaş sınırı falan görmedim. Kitabın hemen hemen her sayfasında gereksizce yerleştirilmiş bel altı konuşmalar var ve bunlar o kadar yersiz ve saçmaydı ki. Hem bu yüzden hem de açık açık sayfalarca betimlenmiş o karaciğer sahnesi dolayısıyla kesinlikle +18 olması gerektiğini düşünüyorum. Sayfalarca canlı bir insanın dersinin kesilip, daha sonra kaslarının kesilip karaciğerinin koparıldığı ve bu sırada orada yatan kişinin çığlık çığlığa bağırdığı bir sahesi olan kitabın nasıl yaş sınırı olmaz. Ayrıca o sahneyi anlattığı ve betimlediği kadar birazcık evreni yada yan karakterleri betimlese çok daha çekilebilir bir kitap olurdu.
Kitapta fantastik ögeler var, farklı türler var, tam anlayamasak da büyüler var. Ama bunlar hiç açıklanmaya zahmet edilmemiş ve iki cümleye sığdırılıp geçilmiş. Kitabın en başındaki o bölümlerin bi amacı olduğunu sanıyorsunuz ama yok. Babasıyla olan sohbetlerinde bir ip ucu, ileriye dönük gizlenmiş sahneler...
Hayır hiç biri yok.
Abisi arkasından akademiye geleceğine söz veriyor ama bir daha neredeyse ismi bile geçmiyor.
Kızımız güya annesinin intikamını almak, nasıl öldüğünü bulmak için akademiye giriyor. Ama 400 sayfa boyunca yaptığı tek şey iki odaya gizlice girmek.
Korucu denen akademinin sahibi adam
"Eski İstanbul ne güzelmiş be abi," dedi Engin, tablolardan birinde tutkuyla baktığı esnada. "Baksana şu renklere, doğallığa... Şu an tüm şehirler birbirine benziyor!"
Ne güzel söylemişti Engin. Keza Milas sözleriyle çocuğu destekledi:
"Çok haklısın Enginciğim... Her yere dikilen beton binalar, şehrin kimlik olgusunu resmen öldürüyor. İşin en acı tarafı ise kimsenin bu cinayetin farkında olamaması!"
Seneler kadar süren, kısa süreli bir sessizliğin ardından "Engin," diyebildi Milas hüzünle. Kendisini toparlaması gerekiyordu ama nafileydi.
"Engin kardeşim! Beni affet... Ben... Ben seni koruyamadım!"