S.

S.
@Geceye_yazilan
1 okur puanı
Temmuz 2025 tarihinde katıldı
Her "nasılsın" bir iğne ucu Cevabım olan "iyiyim" ise ruhuma attığım kör bir düğüm Dilimin ucunda biriken o iki kelime Zamanla ağırlaşan bir balıkçı ağı gibi çörekleniyor gırtlağıma Kendi yalanımla nefessiz kalıyorum Etrafa saçtığım o gülücükler Onlar vitrin camına çarpan kuşların bıraktığı son izler kadar yalan Işıksız birer projeksiyon gibiyim Perdeye renkli baharlar yansıtıyorum ama Cihazın içinde simsiyah bir duman birikiyor Huzur Isınmayan bir odanın kapı aralığından sızan incecik bir rüzgar gibi Var ama dokunamıyorum Zamanın nabzını tutuyorum ama damarlarımda akan şey hayat değil Sadece o bitmek bilmeyen bekleme salonu sessizliği Ne zaman uyanırım bu kiralık neşeden Hangi şafak yüzümdeki bu sahte makyajı silip atar Ben kendi enkazının üzerine lunapark kurmuş o tuhaf mimarım Işıklar sönünce oyuncaklar durunca Geriye sadece metalin paslı soğukluğu ve benim o uçsuz bucaksız Kimsiz kalmış kimliğim kalıyor. 𝘚𝘦𝘮𝘢. 19.02.2026 | 15:37
Reklam
Kirli Kalpler Atlası
Nedir bu telaş, bu is kokusu ciğerlerimde? Benden evvel koşup gelen bir pas mıdır, bu can pazarında çürüyen? Kirlilik dedikleri, hani o gökyüzüne sinen? Meğer en çok kalbime yakışmış. Nasıl da unuttuk, en sevdiğimize bile bir "Hoş geldin" demenin ağırlığını. Gözler zaten tül, bakmıyor ki görsün kardeşi. Ama kalpler… Ah, o kalpler! O incecik, o nazlı yer, nasıl olur da bir günde bunca kurşun yutmuş? Kim ne etti bu insanlığa? Hangi hançer bükülmüş de, avuç içi kadar yerimizi böylesine bir gözyaşı gölüne çevirmiş? Verin bana o hesabın dökümünü; kaç acı eder bir kirli bakış? Ve kaç didiklenmiş hüzün, bu erken çöken akşamın borcudur? Ey, elinizi kana bulayanlar! Duygulara ne ettiniz, söyleyin. Biz unuttuk, siz de mi unuttunuz Oysa insan, o kadar da kül değildi. 𝘚𝘦𝘮𝘢.
Bir kibrit kutusu.
İçi boş bir kibrit kutusu küçücük bir mezar Ceplerimde unutulmuş biraz da yarım kalmış. Aslında her çöp bir isyan taşırdı incecik Yanan her alev bir *'sen'*den geriye kalmış. Kibritler o ince kırılgan çocuklar Yakılmayı bekleyen küçücük ömürlerdi. Ben ise sadece kederden bir kutu oldum Onca ışığı içime gömen Ve hiç yanmamış gibi yapan. Dibi görünmeyen bir gecenin tam ortasında Bir kibrit çöpü aradım gözyaşlarımla ıslanmış. Belki son bir tutuşturma Belki sadece o 'çok yaşa' demenin boşluğu. 𝘚𝘦𝘮𝘢.
Gelmeyecek Bir Limana Demir Atmak:
Umutsuzluğun En Güzel Şekli; Bazı aşklar, ne olursa olsun geleceğe dair bir umut barındırır. Ama bazılarımız, o geminin asla yanaşmayacağını bile bile fırtınalı bir denizde beklemeyi seçeriz. Tıpkı ruhunu bir kez denize kaptıranın, o sonsuzluğa takılı kalması gibi... Bizim hikayemiz de tam olarak böyle bir teslimiyetin hikayesi. Yaramızın Kabuk Bağlamayışına Duyduğumuz Minnet İnsan, acıdan yorulur mu? Yorulur. Ama öyle bir an geliyor ki, o yorgunluk bile sevdiğine ait olduğu için değerli oluyor. "Kaybetmekten yoruldum" demek kolaydır, oysa asıl zor olan, kaybedeceğini bilerek sevmekten vazgeçmemektir. Elimizde olmayan bir gerçeğe tutunuyoruz: Seni sevmek, yanlış olduğunu bilsem de vazgeçemediğim bir tren yolculuğu. O trenin raydan çıkıp sonsuzluğa yuvarlanışını bile, sensizliğin düz ve güvenli yoluna tercih ettim. Çünkü bazı yaralar, iyileşmesin diye var gücümüzle kazıdığımız yegâne hatıramızdır. Gölgelerle Dans Ederek Yaşamak; Senin varlığından bir haber olan bu kalp, hayalinle yaşamaya alışkın. Çünkü gölgemizi bile kabullenemediğimiz o kavgada, sen benim düşmekten korktuğum sığınağım oldun. Senin limanında demirlemiş bir gemiyiz biz. Fırtınaların dinmemesi için dua eden yelkenli. Çünkü biliyorum; asıl fırtına dinmezse, o sığınaklarda bekleyişimizin bile bir anlamı kalır. Ve ben, ne kadar umutsuz olsam da, ne kadar inanmasam da geleceğine, aslında yalan olduğunu bilsem de, seni bekliyorum. Neden mi? Çünkü sen, gönlüme bir kere yaradan... Ve o yaranın izi, benim en güzel yolculuğumun başladığı yer. Bir Sonuç Notu.. Biz, bu umutsuzluğun içinde bile bir güzellik bulduk. Eğer bir gün geleceğine dair inancımı soracak olursan; hala seni bekliyorum. Çünkü pişmanlık duymuyorum. Tek bir şey hepsine bedel: Seni sevmek. ⚓
Büyük gemiler de yok artık. Büyük yelkenler de. Büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım. İşte az önce bir karabatak daldı suya. Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya. Ölüm çok iri bir sözcük değil. Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum. Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz? Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi. Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım. 𝘚𝘦𝘮𝘢.
Reklam