Gece yarısı, kalabalık dağıldıktan sonra benim çalışma odamda tekrar buluştuk. Fakat aramızda
garip bir vaziyet vardı. Hattâ Şehzadebaşı’ndaki kahvede kendisini ilk gördüğüm gün dahi bana karşı
bu kadar yabancı değildi. Benimle bir parti tavla oynadı. Oyun bitince, “Allahaısmarladık!” diye
ayrıldı. O geceden sonra Halit Ayarcı’yı bir daha ancak, korkunç otomobil kazasından sonra
kaldırıldığı evinde, yatağında görebildim.
Cebinden kordonsuz, küçük bir altın saat çıkardı. Avucumun ortasına bıraktı. Saat o kadar iyi
işlenmişti ki avucumun içinde bir küçük güneş var sandım. Hayır, büsbütün yıkılmamıştım. Sevdiğim
birkaç şey kalmıştı.