Diyojen bir gün yolda giderken onu gören bir adam, “En sevdiğin yemek nedir?” diye sormuş. Diyojen de, “Yumurta,” diye yanıtlamış. “Peki,” demiş adam ve uzaklaşmış.
Aradan aylar, yıllar gibi bir zaman geçmiş. Aynı adam tekrar Diyojen’le karşılaşmış ve bu kez, “Peki neyle yersin,” diye sormuş. Diyojen de düşünmeden, “Tuzla,” demiş.
Ben bu öyküyü çok severim ve benim Engin Bey’le ilişkimi de çok iyi anlatıyor esasında.
Tektanrılı dinler insana tabii ki toplumsal bir güvence vermiş, onlara doğada bulduklarından daha rahat bir ortamda yaşama olanakları sağlamıştır, “Ama,” der Freud, “bunun yanında, ahlak, vicdan adına insandan çok şey talep etmiş, insanın en önemli içgüdülerini, dürtülerini, arzularını kısıtlaması karşılığında bu düzeni vaadetmiştir.”
Yani ahlak özünde büyük bir ahlaksızlık yapmıştır, vicdan özünde büyük bir vicdansızlığa sahiptir, insanı bir tür kastre ederek, en güzel duygularından fedakarlık yapmasını bekleyerek ve ona diz çöktürerek, hatta bu uğurda, buna uymayanları fena halde cezalandırarak.
Freud’a çoktanrıcılıktan tektanrıcılığa geçmek konusunda fikrini sordukları zaman her zamanki ironisine uygun bir şekilde, “Tek, sıfıra daha yakındır,” diyor. Ateizme, tanrısızlığa doğru ciddi bir adım atmış aslında Musa.