Evet, insanlar da zaman içinde meyveler gibi “olgunlaşıp” güzelleşebiliyor ve lezzetlenebiliyordu ama bu olgunluğun bir sonraki durağı da çürümeydi… Olgunlaşmak çürümeye yakınlaşmak mıydı?
Bağırmak gereken yerde susmak, yastıkları parçalamak yerine pencereden uzaklara bakmak, terk edilmeyi hak eden birine yine yeniden bir şans daha vermek, ağlanacak yerde ağlamamak mıydı olgunlaşmak?
Bir ülkeyi terk etmeye karar verdiğiniz an, o ülkede öteki olmayı artık beceremediğiniz zamandır. Gücünüz, sabrınız, iyimserliğiniz, umutlarınız artık tükenmiştir. “Onlar” sizden çoktur, sesleri daha gürdür, dedikleri kabul görür, inandıkları gerçek olur.
Yıllar yıllar önce, bir bayram sabahı Ermeni bir din adamının vaazında duymuştum: “Bayramlar, meşgul hayatımızda, Tanrı için, zorlansak da iterek bir yer açma mücadelesidir,” demişti.
Sevmiştim bu tabiri. Tanrı kısmı inanan, inanmayana göre değişebilirdi; ama dini bayramlar gerçekten meşgul hayatımızda, durmak, durup bir düşünmek için güzel fırsatlar.