Bir ülkeyi terk etmeye karar verdiğiniz an, o ülkede öteki olmayı artık beceremediğiniz zamandır. Gücünüz, sabrınız, iyimserliğiniz, umutlarınız artık tükenmiştir. “Onlar” sizden çoktur, sesleri daha gürdür, dedikleri kabul görür, inandıkları gerçek olur.
Yıllar yıllar önce, bir bayram sabahı Ermeni bir din adamının vaazında duymuştum: “Bayramlar, meşgul hayatımızda, Tanrı için, zorlansak da iterek bir yer açma mücadelesidir,” demişti.
Sevmiştim bu tabiri. Tanrı kısmı inanan, inanmayana göre değişebilirdi; ama dini bayramlar gerçekten meşgul hayatımızda, durmak, durup bir düşünmek için güzel fırsatlar.
Arsen, “Babam anlatırdı…” sözleriyle çok uzaklara uçup gitti.
-Zara’nın önünden Kızılırmak akar. Gürdür. Bahar aylarında coşar, delirir. Ürkütür insanı. İşte böyle bir zamanda Kızılırmak’a bir tilki düşmüş. Akıntıya kapılmış. Kurtulmak, kıyıya ulaşmak için ne ettiyse olmamış. Kızılırmak büyük, tilki küçük. Çaresiz kalıp ölüme doğru sürüklenirken, “Zaten ben Karadeniz’e gidecektim!” demiş.