... Az gelişmiş ülkelerin tek seçeneği, geliri ve ihracatı yükseltmek için belirli ürün türlerinin ve madenlerin üretimini artırmaktı. Bu yaklaşımdaki sorun, üretimin artmasıyla fiyatların düşmesi, gelirin azalması, yalnızca birkaç çeşit mala bağımlı kalınması ve hassasiyetin artmasıydı.
Bu dengesiz kalkınmanın sonucu, giderek artan bir adaletsizliğin yaşandığı bir dünya oldu. Sanayileşmiş ülkeler, ellerinde bulunan kaynakların sınırlaması olmadan yaşayabiliyordu. Sanayi üretimi için hammaddeleri hazırdı, hızla artan nüfusu besleyecek gıdalar ithal edilebiliyordu. Bu imkanlar, tüketimdeki büyük artışın ve dünyada görülmemiş en yüksek maddi standartların temelini oluşturuyordu. Bu gelişmelerin bedelinin büyük bölümü sömürü, yoksulluk ve acı biçiminde, dünyanın geri kalan halkları tarafından ödeniyordu. Giderek artan bu adaletsizliğin yarattığı çevre sorunları da zenginler ile yoksullar arasında eşit dağılmadı. Bugün yaşadığımız çevre sorunları ancak, 1500 yılından bu yana dünya ekonomisinin yarattığı yapı incelenince anlaşılabilir.
(Ponting C., Dünyanın Yeşil Tarihi, s. 241)