İnsanlar niye akıl sahiplerini dinlemez, niye herkes kendi küçük aklını beğenir, niçin aklın da vücut gibi geliştirilecek bir şey olduğunu bilmez, bir türlü anlayamam.
Birisine deseniz ki "İdil Biret gibi piyano çal!"
Hemen "Çalamam!" cevabını verir.
"Niçin?" dersiniz.
"Ama o bu işe ömrünü vermiş, çalışmış" der.
Ya da bir boksörün karşısına çıkmasını, bir halterciyle yarışmasını önerseniz, aynı şekilde haddini bilen yanıtlar verir size. Kasları daha gelişmiş olanlarla rekabet etmez.
Ne var ki aynı mantığı, düşünce alanına uygulayamaz. Ömrünü kitaba, düşünmeye, bilime adamış olanların beyninin daha gelişmiş olabileceğini kabul etmez. Çünkü beynin kasları görünmez. Bu yüzden de kendisini düşünürlerle, filozoflarla bir tutar.
Bunun sonucu olarak da her şeyi kendi küçük aklıyla çözmeye çalışır. "O onun fikri, bu da benim fikrim!" der. "Herkesin fikri kendine!" klişesini tekrarlar.
...
Günümüz Türkiyesi de manevi bir savaş alanı gibi. İnsanı insan yapan onur, namus, dürüstlük, olgunluk, zarafet, kültür gibi değerler hızla aşınmakta. Aşınmayı bırakın bu değerler ağır bir bombardıman altında. Sanki etkili ve yetkili birileri, özel olarak bu ülkenin kültürünü, ahlâkını, namusunu bozmakla görevlendirilmiş. İşgal ordularının yapamayacağı tahribatı bunlar yapıyor. Çocukları kültür düşmanı, cahil, görgüsüz kimseler olarak yetiştirmek için büyük çaba sarf ediyorlar. Ve ne yazık ki amaçlarına doğru adım adım ilerlemekteler.
Herkesin kendine sorması gerekiyor: Bu dönemde ben ne yapıyorum?
İki tip insan yaşıyor bu ülkede: Düzenden yararlanarak köşeyi dönmek isteyenler ve gidişattan acı duyarak, toplumu değiştirmeye çalışanlar.
Birinciler hiçbir şeyden rahatsız değil!
Ne televizyon ekranlarındaki barbarlıklar ne müzik zevkinin yerlerde sürünmesi ne de ayakların baş, başların ayak yapılması etkiliyor onları.
Hayatlarından memnunlar!
Çökmekte olan Babil Kulesi'nin bir çürüme basamağına tutunmuşlar, vur patlasın çal oynasın, günlerini gün ediyorlar.
Toplumun zevkini geliştirme, niteliğini yükseltme, kibarlık, nezaket, insanca yaşam, onur, merhamet, olgunluk gibi kavramlara uzaklar.
Yaşamlarının amacı, daha çok yeme, daha çok içme, daha zengin giyinme, daha çok seks yapma, daha çok hava ve göbek atma olarak özetlenebilir.
Bir de köşelerine çekilmiş insanlar var.
Acı duyuyorlar.
Her haber seyredişte, her gazete okuyuşta "Bu ülkeye ne oldu böyle?" diye düşünüyor, yarınlardan kaygılanıyor ve içinde büyüdükleri Türkiye'yi tanımakta güçlük çekiyorlar.
Aslında azımsanmayacak sayıdalar ama sesleri çıkmıyor. Kimse onları ekranda göstermiyor, fikirlerini sormuyor.