...Kierkegaard bireyi ana gerçek sayar, toplumu hor görür. Ona göre bireyin varlığını koruması için toplumdan, kamudan, eşitlikten sıyrılması gerekir. Bireycilik ancak yalnızlık, boğuntu, kaygı ve umutsuzluk içinde belirir, korunur ve derinleşir.
Devlet ve Toplum düalizmi Marx'a göre, İnsan Hakları ile Yurttaşlık Hakları'nın birbirinden ayrılmasında kendini gösterir. İnsanın özel hakları nelerdir: eşitlik, özgürlük, güvenlik ve mülkiyet. Özgürlük kendi kendisiyle sınırlanmış bireyin hakkıdır, demek ki bencilliğin haklılaştırılmasıdır. Bu özgürlük adına insanın özel mülkiyet sahipliği güvence altına alınır. Eşitlik herkesin bağımsız ve bencil bir yaşam sürme hakkının tanınmasıdır. Nihayet güvenlik bencilliğin yararlandığı korumadır.
Bireysel özgürlük herkesin özgürlüğü ile nasıl uzlaştırılabilir? Bu sorun son derece çetin bir sorundur, çünkü herkesin özgürlüğünün güvencesi olan toplumsal eşitlik bireysel özgürlüğün bir ölçüde sınırlanması postülası ile ortaya çıkmaktadır. Oysa siyasal eşitlik tam anlamıyla bireysel özgürlükten ayrılamaz.
Fransız Devrimi'nin liberalizmin zaferi olduğu bilinir. Fransız Devrimi bireyin kendi başına bir amaç olduğunu ve bütün toplumsal ve siyasal biçimlerin bireyin tam ve eksiksiz gelişimine katkıda bulunmak için varolduğunu ilan etmiştir. Kutsal özgürlük ilkesini yüceltir. Ancak bu özgürlük sadece bir seraptır, bir yandan serbest rekabet oyunu mücadele için yeterince silahlanmış olmayanı ezer, öte yandan özel mülkiyetin korunması mülk sahiplerinin bağımsızlığını güvenceye kavuşturur, ama mülk sahibi olmayanları da bağımlılığa, hatta köleliğe mahkum eder. Bu karşıtlık hemen hemen çözülmez niteliktedir ve liberalizmi ağır bir ipotek altına sokmaktadır.