Varoluşçuluk

Jean-Paul Sartre

Yorumlar ve İncelemeler

VAROLUŞÇULUK, Jean Paul Sartre (Kitap İncelemesi)
9/10
·128 syf.··
2023 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2023 10:50
Nobel ödülünü (1964) reddeden ilk kişi olan Jean-Paul Sartre (1905-1980) sadece Nobel ödülünü değil diğer resmi kuruluşlardan kendisine layık görülen tüm ödülleri de reddetmiştir. O, ilkelerini ve felsefi doktrinlerini sadece ortaya koymakla kalmamış kendi hayatının zeminine de bilakis uygulamış ve uygulatma çabasına girmiş, ilkeli ve saygın bir felsefe/edebiyat/sanat insanı, çağın temel sorunları kayıtsız kalmayan çözüm yolları sunan bir düşünür, dönüştürücü dozu yüksek bir aktivist ve ünlü devlet adamlarının fikirlerine danıştığı saygın bir politikacıdır. Özgürlüğe ulaşmanın kitlesel hareketlerle değil bireysel çabalarla düzeleceğine inanır. Toplumların inşası, bireyden çıkış almalıdır. Güç, toplumda değil bireyin kendisindedir. İnsan, sadece ve sadece kendine tutunmalı, kendinden medet ummalıdır. Özü itibariyle bir türün bütün bireylerine değil de yalnızca bir ya da birkaç birey ancak toplumun yazgısını belirleyebilir. İnsan, kendini seçerken - özünü oluştururken - aynı zamanda da bütün insanları da seçip oluşturduğu için (tikelden tümele gidim sürecinde tamamlanma) olmak istediği kişiyi tasarımlarken - yaratırken - aslında herkesin asıl olması gerektiğinin anlaşılması gerektiğini söyler. Kendine karşı sorumlu olan insanın, tüm insanlara karşı da bir sorumluluğu olduğu, bireyin seçtiği insan tasarısının aslında tüm insanlığa doğrudan etki edip tüm insanlığı seçtiğini de kastetmektedir. ‘’Herkesin Yazgısı’’nı, ‘’Her Bir Birey’’ oluşturur Yani, her bir birey, herkesin aynasıdır. Tikelden tümele giden direkt/doğrusal bir harekettir bu: YERLİ BİR SÖYLEM VE ATASÖZÜ ÜZERİNDEN J.P.SARTRE ’IN FELSEFİ DOKTRİNİ: Jean-Paul Sartre ’ın felsefî doktrini üzerinde derinleşmeden önce basit bir şekilde anladığımı anlatmaya çalışacağım; lâkin Richard P. Feynman ’ın da dediği gibi: “Bir şeyi basit bir şekilde
Felsefe
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20193,856 okunma
Düşünüyorum, öyleyse varım!
Puan vermedi·128 syf.··
2022 2. kitabı
Bu kitabı okurken kitabın beni varoluşsal sancılarıma doğru itekleyeceğini düşünmezdim. Lakin öyle oldu. Şimdi şahsıma münhasır söze şöyle başlayayım: Varoluşçuluk nedir? Bu sorunun mutlak bir tanımı olmamakla birlikte kendisi bir ağaç olsaydı en dallı güllü olanından olurdu. Çünkü varoluşçuluğun ne olduğu gibi ne olmadığı, bununla birlikte temelinin neye dayandığı, hangi ideolojileri referans aldığı konusunda fikir ayrılığı yaşayan birçok filozof mevcut. Hal böyle olunca da anlaması ve açıklaması zor bir terim. Yine de şöyle özetleyebilirim; varoluşçuluk iki uç noktada varolmuş bir kavramdır. Bir uçtaki düşünürler, varoluşun temelini dine dayandırırken (bu kişilere dinci yani hristiyan varoluşçular denir: Kierkegaard, Karl Bart, Gabriel Marcel gibi) diğer uçtaki düşünürler varoluşun temeline insanın kendisini koyar (bu kişiler tanrıtanımaz varoluşçulardır: Nietzche, Jean Paul Satre gibi). Bir taraf için etik ve estetik kavramlar dini unsurlar çerçevesinde şekillenmiştir diğer taraf içinse bu kavramları yapan ve yaratan insanın kendisidir. Tanrıtanımaz varoluşçulukta Nietzche’nin Zerdüştçülük kitabında da tasvir ettiği gibi herhangi bir Tanrının olmadığını, varsa bile öldüğünü, kişinin kendi yaşamını ve özünü ancak kendisinin şekillendirebileceğini söyler. Kişinin varolan şeylerden bir yaratıcıyı sorumlu tutmaması sancılı bir süreci doğurur ve bu süreç sonunda üstüninsan olunur, der. Diğer taraftaki düşünürler ise savlarını bir peygamber örneği üzerinden açıklar: Hz. İbrahim. Onun varoluşunu Tanrıya dayandırması, neredeyse kendi oğlunu bile kurban etmesine neden olacaktır ki bu ancak varoluşun tanrıdan geldiği inancının insana yaptırabileceği bir şeydir. İki uçtan toplanılan meyvelerle kendinize ortaya karışık harikulade bir salata çıkarabilirsiniz, benden
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20193,856 okunma
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2024 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Mart 2024 11:27
Varoluşçuluk nedir? Şimdiye değin çeşitli karşılıklar verilmiş bir sorudur bu. Sözgelişi, Weil’e göre varoluşçuluk bir bunalım, Mounier’ye göre umutsuzluk, Hamelin’e göre bunaltı, Banfi’ye göre kötümserlik, Wahl’a göre başkaldırış, Marcel’e göre özgürlük, Lukacs’a göre idealizm (düşüncülük), Benda’ya göre usdışıcılık (irrationalisme), Foulquie’ye göre saçmalık felsefesidir.’’ (Sayfa 7) Asım Bezirci’nin ön sözüyle giriş yapılan Varoluşçuluk kitabı farklı yazarların konuyla ilgili düşüncelerini ortaya sererek başlar. Varoluşçuluk felsefesi konusunda yazarların hiçbirisi ortak bir payda da buluşamaz. Hepsi felsefeyi farklı şekilde yorumlar ve anlamlandırır. Bu sebeple varoluşçuluk felsefesi zaman içinde anlamsızlaşmaya başlar. Felsefe herkesi kaplar ama kimse kesin bir anlama koyamaz. Sartre, bahsi geçen anlamsızlığı ortadan kaldırmak adına varoluşçuluk felsefesini doldurmaya çalışır. Varoluşçuluk felsefesini en genel anlamıyla “Varoluş, özden önce gelir.” şeklinde tanımlar. Asım Bezirci, Sartre’ın felsefeyle alakalı düşüncelerini şu şekilde okuyucuya aktarır, ‘’Varoluşçuluğu okurlara tanımlamak mı? Çok kolay bir iştir bu! Felsefe terimleriyle söylersek, her nesnenin bir özü, bir de varlığı vardır. Öz sürekli nitelikler topluluğu demektir. Varlık (ya da varoluş) ise dünyada etkin (actif) olarak bulunuş demektir. Çoğu kimseler özün önce, varoluşun sonra geldiğine inanırlar. Örneğin bezelyeler bir bezelye düşüncesine göre yerden biter, yuvarlaklaşırlar. Hıyarlar, ancak hıyarlık özüne uyarak hıyar olurlar. Bu düşünüş köklerini dinden alır. Bir ev kurmak isteyen kimsenin, ne biçim bir nesne yaratmak istediğini iyice bilmesi gerekir: Burada öz, varoluştan önce gelir. İnsanları Tanrının yarattığına inanan kimselerse şöyle düşünürler: Tanrı, insanları kendindeki insan
Felsefe ve Düşünce
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20193,856 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2021 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2021 20:58
Merhaba; Çok uzun zamandır heyecanla okumayı beklediğim bir kitaptı. Sartre olabildiğince yalın bir dil kullanarak varoluşculuk felsefesini açıklamış, fakat yine de okurken kitaba odaklanamazsanız ve felsefeye dair merakınız, az da olsa bir alt yapınız yoksa anlamanız mümkün olmayabilir. Daha evvel yazardan " İş işten geçti" adlı kitabı çok severek okumuştum ve siğer kitaplarını okuduktan sonra bu eseri de mutlaka yeniden okuyacağım. Çünkü asla tek seferde anlaşılacak, bir defa okunup kitaplığa kaldırılacak bir kitap değil. Bu arada Sartre'nin görüşleri dışında kendisine yöneltilen eleştiri ve soruları da bu kitabın içerisinde görebiliyorsunuz. Herkese keyifli okumalar diliyorum. Youtube kanalıma beklerim; youtube.com/channel/UCfOYAd...
Felsefe
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20193,856 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2021 90. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2021 09:44
Varoluşçuluğun tohumları 19. yüzyılın sonlarında Nietzche, Scheler gibi filozoflar tarafından atılsa da, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan bireysel bunalımlar bu alana ilgiyi arttırmıştır. Peki Varoluşçuluk nedir? Aslına bakılırsa her filozof kendince bir açıklama girişiminde bulunmuş fakat biz Sarte'e göre ifade edersek şu şekildedir:"Varoluş, özden önce gelir. İyi, ama ne demektir bu? Şu demektir:İlkin insan vardır; yani insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra tanınlanıp belirlenir, özünü ortaya çıkarır." (s. 39) Bu açıklamalardan sonra Sartre eleştiri oklarının odağı haline gelir çünkü genel kabul gören başlangıçtaki özün varlığı ve dolayısıyla Tanrı'nın varlığını yasdıyarak, bireyi özgür kılmayı hedeflemektedir. Bu kitapta Sartre' nin tüm bu eleştirelere cevaben vermiş olduğu "Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır" adlı konferansı mevcut. Sarte konferansında Varoluşçuluğun tanımı, gerek Marksçıların eylemsizlik gerekse Katoliklerin kötümserlik suçlamaları gibi birçok eleştiriyi cevaplayarak ilerliyor. Sarte'nin savunduğu düşünce birçok açıdan ele alınarak işlendiği için bütüncül bir şema çizebilen bu eser, ek olarak P. Naville ile bir tartışmasını, Bompiani ve Picon'un yazarın eserleri ve hayatını ele alan özet niteliğindeki yazıları da mevcut. Ayrıca Asım Bezirci'nin özenle hazırladığı önsöze de değinmek istiyorum. Bezirci, eseri daha iyi anlayabilmek için bu düşüncenin kökeninden, farklı filozofların görüşlerinden ve Türkiye'deki yansımalarından oluşan kısacık fakat doyurucu bir metin sunmuş. Ek olarak yapılan eleştiriler ağırlıklı olarak Marx üzerinden olduğu için, bu konuya dair biraz bilgi sahibi olmak okumayı daha zevkli hale getirecektir. İyi okumalar.
Felsefe
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20193,856 okunma
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2020 16. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2020 20:36
Jean-Paul Sartre. 1945 Paris doğumlu. “Yazarlar, kurumların kendilerini bir kalıba sokmasına izin vermemelidir.” diyerek 1964’te layık görüldüğü Nobel Edebiyat Ödülünü reddeden bir adam! Kitap aslında, 1945’te “edebi ve entelektüel hareket” amacıyla kurulan Kulüp Maintenant’ın Sartre’dan istediği konferansın bir dökümüdür. Sartre bu konuşmasında, varoluşçuluğa çeşitli çevrelerce getirilen eleştirileri, varoluşçuluğun aslında ne anlama geldiğini, varoluşçuluğun; düşünme (özellikle “cogito” kavramı enfes!), seçme, sorumluluk, özgürlük ve bunaltı kavramları ile “varoluş özden önce gelir” fikrini insancılık perspektifi ile okuyucuyu sıkmadan ele alıyor. Aslında tam olarak söylediği şu: “Ben bu fikrimi buraya bırakıyorum, bununla ne yapacağın sana kalmış.” Varoluşçuluk hakkında bilgi sahibi olmak isteyeceklerin ilk durağı olabilir. Sartre’ı duyan, anlaşılmaz bir dil ve karmaşık bir içerikten bahsettiğimizi zannedebilir. Ancak durum hiç de öyle değildir. Sartre hem içerik hem de üslup olarak okuyucu ile dost görünüyor bu kitabında. Felsefe öğreticilerinin kuramları anlatırken, anlatımı inceltmesi gibi. Ayrıca bir düşünceyi dikte etmek yerine okuyucunun elinden tutuyor ve “Bak bir de bu var.”diyor. Sonuçta varoluşçuluğun özü de bu demek değil midir? Seçmek ve sorumluluğu kabul etmek… Sartre’ın birçok türde eser vermiş olması bizim için bir şanstır. Bende daha fazla eserini okuma isteği uyandırdı diyebilirim. Sırada aklımda ünlü romanı “Bulantı”yı okumak var. Sevgiyle.
1000Kitap
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20193,856 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2019 64. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2019 19:11
Varoluşçuluk, kitabı okumadan önce benim de tam anlamını bilemediğim bir sözcüktü sadece.. Varoluşçuluk 19. Yüzyılın sonlarında — daha çok Almanya’da filizleniyor. Nietzsche, Schler gibi filozoflar varoluşçuluğun tohumlarını atıyorlar. Sartre’nin kitapları da bu sıralar çıkıyor. Varoluşçuluğa yöneltilen eleştiriler de çok fazla oluyor, Marksçılar, katolikler, komünistler... Mesela, Komünistlerin öne sürdüğü varoluşçuluk: umutsuzluğun doğurduğu bir durgunluk,miskinlik içinde kalmaya çağırıyormuş insanları tek başına bir gözleyicilik bir işe yaramazmış ve sonunda da burjuva felsefesine sürüklermiş insanı... Varoluşçuluğun tanımını, kökenini, ayrıntılı eleştirilerini, bilmek istediğiniz her şeyi Sartre’nin açıklamalarıyla bu kitapta bulabilirsiniz. Bilmiyorsanız ;) okuyun.
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20193,856 okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2026 21:50
Varoluşçuluk, Fransız filozof, yazar, oyun yazarı ve düşünce tarihinin en güçlü isimlerinden biri olan Jean-Paul Sartre'nin Felsefe ve Düşünce üzerine yazdığı eseridir. Jean-Paul Sartre, Varoluşçuluk (egzistansiyalizm) denince akla gelen ilk isimdir. Varoluşçuluk, insanın doğuştan belirlenmiş bir özü olmadığını; yaşamına anlamı özgür seçimleri ve sorumluluğu ile kendisinin verdiğini savunan felsefi akımdır. Temel düşüncesi “Varoluş özden önce gelir.” Yani: İnsan önce dünyaya gelir, sonra kendini seçimleriyle inşa eder. İnsan doğuştan hazır bir “öz” ile gelmez; kim olacağını kendi belirler. Sartre felsefesinin ana kavramları Özgürlük: İnsan tamamen özgürdür bu yüzden de sorumluluğa mahkûmdur. Sorumluluk: Yaptığımız her seçim, yalnızca bizi değil, tüm insanlığı ilgilendirir. Bulantı: Dünyanın anlamsızlığıyla yüzleşince duyulan varoluşsal sarsıntı. Kötü niyet: Kişinin özgürlüğünden kaçmak için kendine yalan söylemesi. ( “Ben böyleyim, elimde değil” demek gibi.) Başkası cehennemdir: İnsan, başkalarının bakışı altında kendini nesneleşmiş hisseder.
Felsefe-Düşünce
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20193,856 okunma
6/10
·128 syf.··
2020 24. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 18 Kasım 2020 23:31
Sartre’ın varoluşçu felsefi, üzerine yapılan eleştirilere cevap vermek üzerine yapılmış bir konferansın yazıya aktarılmış halidir. Bu konferansa ve peşi sıra verilen tartışma bölümünden parça parça da olsa varoluşçuluk ile ilgili şunları çıkarsayabiliyoruz: 1. Varoluşçulukta “insanın doğası” yoktur. 2. Varlık özden önce gelir, yani insan önce var olur sonra seçimleriyle kendi özünü oluşturur. 3. Varoluşçular, Hıristiyan ve tanrıtanımaz varoluşçular olmak üzere iki kısma ayrılır 4. Bireyin seçimleriyle önce özünü yani kendi özünü oluşturur ve yine bu özgür seçimleriyle, “bağlanarak” insanları da seçmiş olur, bir nevi çevreyi oluşturur. 5. Birey, özgür iradesiyle yaptığı seçimlerinden sorumludur. Özgürlük aynı zamanda bireyler bir sorumluluk yüklemektedir yani. 6. Seçimler bir edimi beraberinde getir, yani eleştirilerin aksine varoluşçulukta bir fiiliyat(edim) vardır. Kitabın önsözünde varoluşçuluk hakkında bilgi verilmesi ve yine son bölümünde Sartre’ın biyografisinin bulunması da dikkate değer bir ayrıntı.
Felsefe
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20193,856 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2021 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2021 15:47
Varoluşçuluk felsefesini anlamak için Sartre okumaya romanlarından önce bu kitapla başlanması daha iyi olur. Hem kendisinin anlatımı, hem de varoluşçuluğa karşı yapılan çeşitli eleştirileri barındıran bir kitap. Bunu anladıktan sonra Sartre’ın kitapları daha anlamlı olacaktır.
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20193,856 okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.