Bireysel özerkliği teşvik eden dünya, insanın insandan yabancılaşmasını tırmandırmaktadır. "Sadece kendin ol!" düsturu, benliğin aydınlanmasının bir kültürel mecburiyeti olarak sunulmaktadır.
Menfaat şebekesi olarak işlev gösteren ve dini yalnızca aralarındaki dünyevi iletişime ait bir metafor olarak kullanan dinciler, bu topraklara riyakârlığı yayarak kötülük etmektedirler. Şimdi ricat psikolojisi içinde geçmişin ağırlıklarından kurtulmaya çalışıyorlar.
New Age dinleri, içi boşaltılmış sufizm ve Doğu meditasyonları, manevi açlık içinde debelenen Batı insanına pansuman niyetine servis ediliyor uzun yıllardan beri. Bu vasıtalarla, endüstri toplumunun yalnız ve tedirgin insanı, içindeki boşluğu onardığı hissine kapılıyor, kendisini bir süreliğine de olsa iyi hissediyor.
Yaşadığımız zaman diliminin özelliklerinden biri, "adanmışlıktan uzaklaşma" olarak tarif ediliyor. Bu, aşkınlıkla ilişkilerimiz için de geçerli. Kimse kulaklarım ve kalbini inandığı Tanrı'nın sözlerine sonuna kadar açmıyor.
Bu "light" maneviyat, bütün diğer tüketim nesneleri gibi, kişinin geçici bir süre için kullandıktan sonra buruşturup attığı basit bir tüketim nesnesine dönüşüyor ve insan kişiliğinde kalıcı bir etki bırakmıyor.