Hiçbir şey, insan zihnine peş peşe gelen olaylarla coşan duyguların ardından ruhu hem ümitsiz hem de korkusuz bırakan o eylemsiz ve mutlak ölüm sessizliği kadar acı veremez.
Sükûnetle öldü; ölümde bile yüzünde bir sevgi ifadesi vardı. En sevdikleri yakınlarını tüm kötülüklerin o telafisi en imkânsızına kaptırmış olanların duygularını, ruhta açılan boşluğu, yüzlere vuran çaresizliği anlatmama gerek yok burada. Her gün gördüğümüz ve varlığını kendi varlığımızın bir parçası kabul ettiğimiz birinin sonsuza dek aramızdan ayrılmış olabileceğine, sevilen bir gözün ışıltısının söndüğüne, tanıdık ve sevdiğimiz bir sesin susup bir daha asla duyulmayacağına zihnimizin kendini ikna etmesi ne kadar da uzun sürer?