Azad Altuğ

...02 Haziran 1991..Anısına.. “Sarıl hayata; Umut ile, Düş ile, Sevda ile..” —Ahmed Arif .
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
May Ziyade, Filistin’de Arap Edebiyatı’ndaki ilk kadın yazarlarından. Denemeler yazar, bir süre gazete yöneticiliği yapar, aynı zamanda kadınların özgürlüğünün aktif savunucusudur. Çocukluğunda ailece Lübnan’a, oradan da Mısır’a göç etmek zorunda kalmıştır. Halil Cibran ise Lübnan doğumludur, on iki yaşında ailece önce Boston’a sonra New York’a yerleşir. May Ziyade, 1912’de Halil Cibran’ın Kırık Kanatlar adlı kitabını okur ve özellikle kitaptaki Selma Karami’den etkilenir ve Halil Cibran’a mektup yazar. Uzun bir bekleyişten sonra Cibran’dan yanıt gelir. İşte o günden, Cibran’ın öldüğü 1931 yılına dek tam on dokuz yıl boyunca aralıksız sürecek olan mektuplaşmalar başlar. Edebi ve felsefi görüşlerin paylaşıldığı entelektüel sohbetler içeren bu mektuplaşmalar, giderek derin bir tutkuya ve aşka dönüşür. Uzun yıllar görmeden, sesini duymadan, mektuplarıyla hayatını dolduran Cibran’ın ölümünden sonra intihara bile kalkışır. Bu girişiminin ardından yakınları onu Mısır’dan alıp Lübnan’a götürür. Bir süre akıl hastanesinde kalır. 1941 yılında Kahire’de ölür. Halil Cibran (1883 – 1931) May Ziyade (1886 – 1941) Halil Cibran’dan May Ziyade’ye: “Bir Tür Kavuşmadır Hatırlayış, Unutuş Bir Tür Özgürlük” Halil Cibran: “Aşk seni kendimden dahi korumayı öğretti bana. Beni seninle uzak diyarlara gitmekten alıkoyan şey, ateşle temizlenmiş aşktır. Aşk senin özgürce ve erdemli bir şekilde yaşamana imkân vermek için, içimdeki arzuyu öldürüyor. Sınırlı aşk, sevdiğini sahiplenmek, sınırsız aşk ise sadece kendini ister. Gençliğin saflığı ve uyanışı arasına düşen aşk, kendini sahiplenme ile tatmin eder ve sarılmalarla büyür.” Halil Cibran: ‘’Söyle bana, May, söyle, bu dünyada ruhunun dilini anlayan kaç kişi var? Merak ediyorum, seni sessizliğinde dinleyebilen, ya da sükunetinde anlayabilen
Bi bîr û bawerîya rizgarîyê Newroza me pîroz be! 🌿
OFELYA Yıldızların uyuduğu, sessiz, kara Dalgalarda Ofelya iri bir zambak, Yüzüyor duvaklı, uzanmış sulara... -Avcı borularının ezgisinde bak. Bin yıl geçti, Ofelya yine üzgün, Uzun sularda kefen gibi akıyor. Bin yıldır, gündüz gece, deli gönlünün Hüznünü meltem yellerine döküyor. Açıp sularda salınan tüllerini Beyaz göğüslerini öpüyor rüzgar, Söğütler eğmiş omzuna dallarını Ağlıyor. Uykulu alnında kamışlar. Yöresinde üzgün nilüferler bazan Dağıtıyor Ofelya kızılağacın uykusunu, Bir kanat vuruşuyla dallar yuvadan -Salıyor yıldızların altın şarkısını. Sen ey solgun Ofelya, kar gibi güzel! Sulara gelin oldun ergen çağlarda! -Çünkü Norveç doruklarında esen yel Acı özgürlüğün tadını öğretti sana: Savuran bir soluk gür perçemlerini Büyüyordu düşlerinin akışında; Dinliyordun doğanın ezgilerini
Vatan parazit tarafından icad edildi, çalışmadan yaşayan sınıflar tarafından, işçileri milliyetelre ayırmak ve en azından bu şekilde onların birleşmesini engellemek için, tek bir dünya örgütünde engellemek için, Bizi ezen eski sistem. Fakirlerin vatanı yok çünkü hiçbir şeyi yok, zavallı varlığı dışında. Sadece burjuvalar "burası Benim vatanım"diyebilir, çünkü herseyin sahibi onlar. Fakirler uluslar denilen büyük ağıllarda kilitli kalan sığırlar ve ah o ironi! Bu sığırlar vatanlarini savunmaya zorlaniyorlar, bu burjuva malı ve binlerce kişi tarafından siyasetten dışlanmış iddalarin karar verildiği savaş meydanlarında düştüklerinde patronlar "Her şey vatan için " diye bağırıyorlar. Ricardo Flores Magon.1914