Her ne kadar tanıtım yazısı merak uyandırıcı olsa da okurken çok zorlandım. Akıcı değildi. Sonuna doğru bazı yönden ilgimi çekse de bir kere daha okumam.
Yazar, kendi hayatındaki kayıp karısını yani zahirini arıyor çünkü onun değerini ancak kaybedince farkına varıyor. Gözünün önünde olan kıymetli olmuyor ya da değeri tam olarak anlaşılamıyor. Burada, özellikle yazarın bakış açısını erkek tarafından aktarılıyor ve kadının her zaman onun için var olduğunu düşünürken bir gün karısı kendini bulmak için kayıplara karışmasıyla bütün dengesi bozuluyor. Her ne kadar merak etse de bir yerde rahatladığını hissettim. Zamanla, karısını ne kadar da unutmaya çalışsa da bütün benliği onu bulması için rahat bırakmıyor. Bundan sonra, yazar kendini sorgulamaya ve kendi hakkında bazı farkındalıklar yaşamaya başlıyor. Aşkı nasıl da yanlış tanımladığını fark ediyor ve gerçekten aşık olmak nedir sorusunun cevabını bulmaya çalışıyor.
İnsan, yola birisini veya bir yeri bulmaya çıkar ama en sonunda tabi ki kendisiyle buluşur.
Yazar, Odysseus'un, ülkesi İthaka'ya dönüş yolculuğundan esinlenmiş. Her ne kadar karısını bulma yolculuğunu anlatsa da aslında bir şekilde kendini bularak mutlu olduğu yeri keşfediyor.