İki çocuğu vardı. İkisini de açıkça görememişti. Ama belki de, hiçbir anne baba evladını gerçekten göremez. Baktığımızda sadece kendi hatalarımızın bir yansımasını görüyoruz.
İsminden dolayı okumayı hep ertelemiştim. Çok moral bozucu olacağını düşünmüştüm. Oysaki hiç te öyle değil. Gerçekliğin bi yansıması gibi. Kitaba devam ettikce ne kadar da doğru yerlere dokunduğunun farkına vardım. Yine ve yeniden kitaplara karşı önyargılı olmamayı öyrendim.
Bitdikden sonra dediyim şey keşke daha uzun olsaydı. Çok çabuk bitti...
Veronika ta çocukluğundan beri biliyordu ki, piyanist olmak için dünyaya gelmişti. 12 yaşında ilk piyano dersini aldığı günden beri biliyordu bunu. Öğretmeni de ondaki yeteneği görmüş, mesleğini bu yönde seçmesi için yüreklendirmişti onu. Ama ne zaman kazandığı bir yarışmadan duyduğu sevinçle annesine koşup her şeyi bir yana bırakıp kendini piyanoya adayacağını söylese, hep aynı tepkiyle karşılaşıyordu. Annesi ona sevecenlikle bakıyor,
"Ama yavrum kimse piyano çalarak hayatını kazanamaz" diyordu.
"Ama beni piyano derslerine yollayan sizsiniz".
"Sanatsal yanın da gelişsin istedik. Başka bir şey değil. Erkekler eşlerinin bu gibi yetenekleri olmasından hoşlanırlar. Bir partiye falan gittiğinizde seninle gösteriş yapacaktır. Piyanist olma hayalini unut yavrum, en iyisi hukuk okumak. Geleceğini garantiye alacak meslek bu".
Veronika annesinin gerçeği görecek ölçüde hayat deneyimi olduğuna inanarak onun dediyini yaptı. Liseyi bitirdikten sonra üniversiteye gidip iyi bir dereceyle hukuk diploması aldı. Ama sonuç olarak bir kütüphanede iş bula bildi. Onlara aldırmayıp delice davranmalıydı. Ama pek çok insan gibi o da bunu çok geç anlamıştı...