Büyük düşünürlere göre bilmek, sağlıklı insan akIı ile algılanan gerçeklerin hiç de güvenilir olmadığını anlamakla başlar. Fiziksel gerçeklik hakkındaki tasarılarımızın gerçekten uzak olmasının yanı sıra, insanların çoğunun yarı uyanık, yarı rüyada gibi dolaşmaları da, onların böyle düşünmelerine yol açmıştır. Çünkü bu insanların doğru ve şüphe edilmez olarak gördükleri şeylerden çoğu, içinde yaşadıkları toplumun ve sosyal çevrenin onlar üzerindeki etki ve baskısından oluşan hayaller, yanılgılardır.
Bilmek, işte bu hayallerin kırılması ile, yani bir hayal kırıklığı yaşamakla başlar. Bilmek, yüzeyden köklere inmek, nedenleri araştırmak ve gerçeği tüm açıklığı ile görmek» demektir. Ayrıca bilmek, gerçeği eline geçirip, ona sahip olmak değil, sürekli eleştirip, araştırarak gerçeğe hep biraz daha yaklaşma çabasıdır.
Canlı olan yapılar (ya da varlıklar) olgunlaştıkları zaman <olmak> tadırlar ve ancak değişebildikleri sürece vardırlar. Çünkü gelişme ve değişme, yaşam sürecine sıkı sıkıya bağlı iki temel ilkedir.
Olayları oldukları gibi görmeye cesaret edelim. İnsan, insan üstüne yükselmiştir... Ama insanüstü güce erişmenin gerektirdiği, insanüstü akılcılığı gösterememektedir. Artık şu gerçeği itiraf etmenin zamanı gelmiştir sanırım: Üstün insan, gücünün artmasıyla birlikte, gerçekte zavallı ve acınacak insan haline gelmiştir... Uzun süredir anlamamız gereken bu gerçeği, şimdi lütfen kabul edelim. Üstün insan olmakla, gerçekte, insan dışı bir varlık olduk biz..