Orhan Kemal ile ilk tanıştığım kitap “El Kızı” diye düşünüyorum. Kalemi o kadar güzel ki.. Cümleleri, bakış açısı, olay örgüsü gerçekten muhteşem!
Kitaba gelecek olursam ilk 100 sayfasında açıkçası çok sürükleyici gelmedi. Dedim sanırım kitabın sonuna kadar kayınvalide hep kötüleyecek gelin asla konuşmayacak oğlu her zaman ikisi arasında kalacak diye düşünmüştüm. Ama bir yerden sonra örgüsü o kadar heyecanlandırıcı nefes kesici oldu ki aslına bakarsanız o kalan 300 sayfayı bir gecede okudum diyebilirim.
Nazan o kadar saf ki yani yapılan kötülüklere karşı hâlâ iyi niyetle bakmayı sürdürmesi, çocuğunu bırakıp gitmesi, başına gelenlerden sonra her şeyin daha da böyle kötüye gitmesi ve her şey bir kenara hayatın o kadar kötü dönemindeyken oğlunun karşısına tekrar çıkması benim için gerçekten Nazan’a bol bol kızdığım anlar oldu. Ona kızmakla birlikte üzüntü de duydum.
Kayınvalidesinden bahsetmek bile istemiyorum çünkü o kadını tarifleyecek hiçbir cümle yok bence. Allah düşmanımın bile başına vermesin dedikleri türden bir kaynana. Kitabın sonunda en çok onun ettiğini bulmasına nereden geldiğini unutup burnu havada devam edip çevresindeki herkese iki yüzlülük yaptıktan sonra tekrardan geldiği konuma geri dönmesi benim için gerçekten mutluluk vericiydi.
Mazhar ise benim gözümde ne iyi ne kötü. Eşinden istediklerini eşinin karşısına alarak onunla konuşarak dile getirebilirdi bunu yaparken annesini aynı zamanda baskılayıp susturabilirdi. Kadının aldığı sorumlulukları aslında evde herkes için çabalamasını içindeki saflığı ve iyi niyeti gerçekten görüp onun teyzesinin yanına gönderip başka kadınla evlenmeseydi gözümde gerçekten kötü bir kazadan dolayı vefat ettiğine dair üzüntü olabilirdi.
Jale o öyle bir kadın ki gerçekten herkes kötü yola düşmüş diye damgalamış olsa da o evi