Erasmus'un kitabın girişindeki savaş karşıtı tutumu, insanın savaşmak için yaratılmadığını doğayla ve hayvanlarla karşılaştırarak anlatışı çok mantık temelli. Aynı zamanda hiç bir milletin başka milleti savaş tutumu çerçevesinde yargılayamayacağını şu sözlerle ifade eder: "Hangi halk yurdundan sürülmemiş ve başkalarını yurdundan süremiştir ki?" s. 61.
Lakin bu açıklamaların devamında kitabın asıl yazılış amacını görüyoruz. Hristiyan toplumlara iyi bir hristiyanın savaşçıl değil barışçıl bir tutum içinde olması, diğer milletlerle de iyi geçinmesi gerektiğini söyler İncil'den alıntılar yaparak.
Ancak nedendir bilinmez kitap boyunca bkz. s.44, 48, 67 Türklere karşı aşağılayıcı tavrından da hiç geri durmaz. Hristiyanlara onları Hristiyanlığa davet edelim kötülüğe kötülükle karşılık vermeyelim derken aslında Türk'ü ve birbirinden farkına gözetmedigi Müslümanlığı barbarlık olarak gördüğünü ima eder.
S. 53' te de " Düşmanın köklerini kurutup huzur bulana dek sürekli dövüş halinde olmamız gereken Filistîlerimiz, Nabukadnezarlarımız, Moavlılarımız ve Ammonlularımızdır. Bunları alt etmediğimiz sürece kimse ne kendisiyle ne de bir başkasıyla gerçek barış içinde olabilir." der. Tam olarak bu mudur ki hümanizm. Bencil ve inançlı bir hümanistliktir Erasmusunki, Hristiyan bir hümanistlik. Erasmus tersini ifade etme gayretinde olsa dahi aslında karşısındaki insan Hristiyan olmadığı takdirde hümanist değildir zannımca. Kısaca Erasmus ne olursan ol yine gel demez, Hristiyan ol öyle gel der.