İktidarın arkasındaki iktidarsızlığın başkan babamızın her daim bağlı ve sarılı duran hayalarındaki fıtıkla sembolleştirildiği, iktidarsızlığını tıpkı yüzlerce kadınla yatıp sayısız piç doğurtarak sakladığı gibi çeşitli zulümlerle halkından saklayan, gücünün ve güçsüzlüğünün farkında bir hükümdarın yaşamla olan mücadelesini okuyoruz bu kitapta.
Zamana hükmeden, güneşin doğuş ve batışını kendi iradesiyle değiştirebilen, ölüp tekrar dirilen, yüzyılı aşan yönetiminde defalarca kez erki kaybedip her seferinde küllerinden tekrar doğup daha da zorbalaşan, Mesih gibi şifalı elleriyle cüzzamlıların ve körlerin yaralarını iyileştiren, halkın içinde korkusuzca gezen bir hükümdarken zorbalığının pençesi altında ezilen insanlardan duyduğu korkuyla sarayının gölgeleri arasına gizlenen, dünyadaki tek avuntusu olan denizi bile satarak kendi ölümünü muştulayan, evvelden ezele yaşadığı için ona yüzyıldır alışmış halkına öleceği korkusunu yaşatan, sarayında teklifsizce dolaşan ineklerle dolaplara, odalara sığmayan kesik insan başları arasında ölüm ile yaşam arasında gidip gelen, zamanın ve mekanın çok ötesindeliğiyle okuyucusuna dünya üzerinde gelmiş geçmiş tüm tiran hükümdarları hatırlatan, çok yaşa general nidaları arasında yüzyılını deviren sevgili büyüğümüz başkan babamızın sonbaharı.
Usta yazar tanımını sonuna kadar hakeden Marquez'in inanılmaz kurgu gücüne ve tekniğine şaşmamak elde değil. Sayfalarca süren bir cümle boyunca virgüller arasında anlatıcı ve zaman değiştiren yazar okuruna oynadığı oyunlarla onu bir masal aleminin içine çekiyor. İmkansız gibi görünen her şeyi mümkün hale getiren Marquez, başkanın yönetimindeki tüm saçmalıklarının arkasında bir mantık olduğunu hissettiriyor okura. Yaptığı zorbalıklarla bize hem çok yakın hem de kendisinden ve yaşamından bu kadar