“Keşke”lerin gölgesinde yaşamaktan yorulan bir kadının, olasılıklar içindeki yolculuğu...
Nora Seed, hayatında yaptığı her seçimden pişmanlık duyan, umudunu kaybetmiş biri. Tam pes etmişken, kendini ölümle yaşam arasında bir yerde — Gece Yarısı Kütüphanesi’nde — buluyor. Bu kütüphanede her kitap, farklı bir hayat ihtimali. “Ya böyle yapsaydım?” sorusunun cevabını deneyimleyerek, aslında neyin önemli olduğunu sorguluyor.
Matt Haig sade ama derin bir anlatımla, depresyon, pişmanlık ve kendini kabulleniş temalarını işliyor. Roman, hayata yeniden tutunmanın mümkün olduğunu gösteren duygusal bir içsel yolculuk.
Özellikle "hayatım başka türlü olsaydı nasıl olurdu?" diyenlerdenseniz, bu roman size iyi gelecek.
Okuduktan sonra bazı pişmanlıklarınızla barışmanız mümkün.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hiçbir şey olmak istememek, belki de varoluşun en derin şeklidir.”
Huzursuzluğun Kitabı, bir roman gibi ilerlemeyen ama roman gibi okunan; ne şiir, ne deneme ama ikisinin arasında asılı duran sıra dışı bir yapıttır. Pessoa’nın yarattığı hayali karakterlerden Bernardo Soares aracılığıyla kaleme alınan bu metin, okuyucuyu içsel bir dünyada uzun ve karanlık bir yürüyüşe çıkarıyor.
Bu kitapta klasik anlamda bir olay örgüsü, karakter gelişimi veya belirgin bir başlangıç-son yok. Aksine, yazarın iç dünyasının parçalanmış ve huzursuz sesiyle yazılmış aforizmalar, anılar, düşünceler, hayaller ve sorgulamalar var.
Pessoa’nın bu eseri, insanın ruhundaki boşluğa anlam kazandırmaya çalışırken aynı zamanda onu büyütüyor. “Huzursuzluğun Kitabı”, okuru konfor alanından çıkaran, yalnızlıkla yüzleştiren ve derin düşüncelere sürükleyen bir başyapıt.
Kadınlar erkeklerden hafifçe korkarak yaşıyorlardı, onları bütün yürekleriyle beğenmek istemiyorlardı. Ama ben erkekleri seviyordum. Ne kadar sövüp saysalar, içki içip kumar oynasalar, tütün çiğnesseler de onlar da sevdiğim bir şey vardı; ne kadar sevimsiz de olsalar onlar da içgüdüsel olarak sevdiğim bir şey... onlar...
Yalnızca tek bir tür insan varsa, o zaman neden hiç geçinemiyorlar? Hepsi birbirine benziyorsa, niçin özel bir çaba harcayarak birbirlerini aşağılıyorlar.
Bizim mahkemelerimizde, beyaz adamın dünyasıyla siyah adamın dünyası karşı karşıya geldiğinde, her zaman beyaz adam kazanır. Bunlar çirkin ama hayatın gerçeği.